Danimarka’nın İnsanları Mutlu Eden Felsefesi

2016 tarihli Dünya Mutluluk Raporu’na göre ABD, mutlu ülkeler listesinde 19. sırada yer alıyor. Amerika’nın mutsuzluğu ülkedeki sosyal yapıya atfedilebilir bir ölçüde.

Amerikan kültürü, insanları en iyi olma uğraşı vermeye ve başkalarından farklılaşmak adına büyük gayret sarf etmeye itiyor. Okulda basketbol takımına girmek yetmiyor, en değerli oyuncu olmak da gerekiyor. Lisede en yüksek notları almak yeterli bulunmuyor; AP ve IB programlarını da takip etmek ve bu sırada mümkün olduğunca çok sayıda etkinliğe katılmak icap ediyor. Büyük bir şirkette çalışmak yetmiyor; kariyer merdivenlerini erkenden tırmanmaya koyulmak ve CEO olmak için canla başla çalışmak gerekiyor.

Bunların mutlulukla nasıl bir alakası var? (2017 raporunda ikinci sıraya inmiş bulunmakla birlikte) Yıllar boyu dünyanın en mutlu ülkesi seçilmiş Danimarka’ya bir bakalım. Danimarka’nın sosyal yapısı ABD’den epey farklı. Danimarkalılar, Jante İlkesi denilen ve her biri ortalamaya kanaat etmekle alakalı olan 10 kurala inanıyorlar. Quartz’a göre, kimse doğrudan dile getirmiyor veya teyit etmiyor olsa bile Jante, Danimarka’nın her köşesine sinmiş durumda. İskandinavya ve Dünya isimli karikatür sitesinde de Jante’den açıkça bahsedilmiyor, oysa betimlenen Danimarka karakteri bu ilkeyle gayet uyumlu.

Ourhouseinaarhus blog’una göre Jante kültüre hakim halde ve eğitim sistemini bile etkiliyor. Okullarda rekabetçi bir sistem bulunmuyor. Daha yetenekli kişilere yönelik ileri seviye programlar da yok. Tüm okulların eşit olması gerekiyor ve öğrencilerden “en iyi” olmak adına yarışmaları değil birbirlerine yardım etmeleri bekleniyor. Daha iyi notlar alan öğrencilere yönelik ödül veya ayrıcalıklar yok. Blog’daki yorumlara bakılırsa, Danimarkalı çocuklar Jante’yle erken yaştan itibaren tanışıyorlar.

Kurallar hayli basit. Herkesin ortalama olduğu fikri ve bunun hoşluğu ön planda.

  1. Özel olduğunuzu sanmamalısınız.
  2. Diğerleri kadar iyi olduğunuzu düşünmemelisiniz.
  3. Diğerlerinden daha akıllı olduğunuzu düşünmemelisiniz.
  4. Diğerlerinden daha iyi olduğunuza inanmamalısınız.
  5. Diğerlerinden daha fazla şey bildiğinizi düşünmemelisiniz.
  6. Diğerlerinden daha önemli olduğunuzu sanmamalısınız.
  7. Bir konuda çok iyi olduğunuzu sanmamalısınız.
  8. Diğerleriyle dalga geçmemelisiniz.
  9. Birilerinin sizi umursadığını düşünmemelisiniz.
  10. Diğerlerine bir şeyler öğretebileceğinizi düşünmemelisiniz.

Kurallar kağıda döküldüğünde ürkütücü ve epey göz korkutucu geliyor. Kaynağı, Aksel Sandemose’nin yazdığı bir kitap. Bir Kaçak Yolları Aşıyor adlı romanında Sandemose, küçük İskandinav kentlerindeki yaşamı hicvetme gayretinde. Sandemose, romanındaki kente Jante diyerek İskandinavya’daki bir yaklaşıma bir ad vermiş de olmuş.

Jante İlkesi, kültüre sinmiş olmakla birlikte, Kopenhag’da yaşayan terapist Lindsay Dupuis’ye göre, farkında olunan ve hakkında konuşulan bir şey değil. Daha ziyade yaşanıyor ve dile dökülmesi gereksiz kaçıyor. Doğduğunuzdan beri rahatça nefes alıp veriyorsanız niye oksijenden bahsedesiniz ki? Söz konusu kurallar hayata şöyle geçiyor: Kimse çocuğunun matematikte birinci olmasıyla övünmüyor. İş yerinde kim daha güzel laflar etti veya kim en fazla terfi aldı gibi konular konuşulmuyor. Ancak tüm bunlar Danimarka sakinlerinin iddialı olmadığı anlamına gelmiyor. Onlar da herkes kadar iddialılar. Yalnızca, böbürlenmiyorlar ya da daha fazlasına ulaşmak için strese girmiyorlar.

Bu konuyla ilgili olarak Big Think’e yazdığı bir yazıda psikolog Madeline Levine, “Tabiat gereği, çoğumuz ortalamayız,” diyor. “Ortalama” sözcüğü bunu ifade ediyor zaten; toplumun büyük kısmı en kötü ile en iyi arasında bir noktada ve buna karşı mücadele vermenin getirdiği tek şey kaygı. Çaba göstermek beyhude değil elbette, fakat niyetin ne olduğu önem taşıyor: Bir şey elde etmek mi istiyorsunuz yoksa birini alt etmek mi? Statü Kaygısı’nda Alain de Botton da: “Kaygı, günümüz hırslarının hizmetinde,” diyor.

Psikolog Barry Schwartz da bu konuyu yorumlamış. Seçim Paradoksu: Çok Neden Azdır adlı kitabında, ortalamayı ve “yeterince iyi”yi kabul etmenin insanın ruh sağlığı için bir gereklilik olduğunu öne sürüyor. Bu şart, çünkü “en iyi”ye ulaşılıp ulaşılmadığını bilmek hiç mümkün olmayabilir ve mükemmellik genellikle erişilmez bir şeydir. Kişinin en iyi dereceyi alıp almamış olduğu anlaşılamayabilir, ancak notunun yeterince iyi olup olmadığını anlamak kolaydır. Kimin en iyi müzisyen olduğunu belirlemek olanaksızdır, oysa yeterince iyi olanı anlamak mümkündür. Schwartz, ortalamanın üstüne çıkmaya yönelik bitmek bilmez çabaların ruh sağlığını negatif etkilediğini vurguluyor.

Yani Jante psikolojik açıdan çok daha sağlıklı bir düşünce şekli. Ortalama bir yaşamı kabul etmek hayattan daha fazla doyum almayı sağlayabiliyor. “Yeterince iyi” yolları benimsemek onları çok daha iyi tecrübe etme olanağı getiriyor. Danimarka’da hygge diye bir kavram da mevcut. New Yorker ve Oxford Dictionary’ye göre bu, sağlık ve mutluluk hissine taşıyan bir rahatlık ve keyif hali. Oxford Dictionary, hygge kavramının Danimarkalıların temel bir özelliği olduğunu bile söylüyor. Bunun, Jante İlkesi’ni oluşturan 10 kuralla bir araya gelmesi, Danimarka’daki gibi stresi düşük bir ortamın yolunu açıyor. Durumları biraz yumuşattığınızda ve beklentilerinizi azalttığınızda, elde ettiklerinizin sizde hoş etkiler yarattığını görebiliyorsunuz gitgide. Yaşamda rahat ve keyifli olmak için gereken şey, “yeterince iyi” olma hissi: Jante ve hygge.

Cole Seidner’ın 4 Nisan 2017 tarihinde bigthink.com’da yayımlanmış yazısından çevrilmiştir.

 Yazının orijinal linki: http://bigthink.com/cole-seidner/denmark-was-worlds-happiest-country-three-times-so-why?utm_campaign=Echobox&utm_medium=Social&utm_source=Facebook#link_time=1504283535