Eğitimi Pahalı Bulanlar Bedelini Ağır Öder

*Alıntıdır.

İnsanlar geçmişleri en ihtiyaç duydukları ânda anarlar. Geçmiş, şimdi ve gelecek de suallerle doludur. Sualler cevaplar verilsin diye vardır. Geleceği en titiz şekilde ören bir fikir işçisi tabii ki bütün bu sorulara en yetkin cevapları vermiştir, verecektir de.  Yaptığı işin bilincinde olan her öğretmen, milletini geleceğe emin adımlarla yürüten bir köprüdür. Üzerinden geçen her öğrenci onu hem sağlamlaştırır hem de onun geçmiş ile gelecek arasında sağladığı bağdan en güzel şekilde istifade eder.

” En çağdaş ve en medenî insan hakiki mânâda zaman bilincine ermiş kimsedir.”

Zaman ne çabuk da geçti. Mehmet Âkif şu satırları yazdığında sene daha 7 Mayıs 1914’tü:

Muallim ordusu derken, çekirge orduları

Çıkarsa ortaya, artık hesâb edin zararı!

-Muallimim- diyen olmak gerektir îmanlı;

Edebli, sonra liyakâtli, sonra vicdanlı.

Bu dördü olmadan olmaz: Vazîfe, çünkü, büyük.

Bir işin kıymetini, onu ifa edenin kalitesi belirler, gökyüzündeki yıldızlar gibi olan, adı tarihe altın harflerle yazılacak bir öğretmen hayal ediyoruz.

21. yüzyıl… Zulmün, adle galebe çaldığı, akıllı tahtalarda, modern(!) eğitimin yapıldığı, istendik bir sistemle eğilmemize rağmen hâlâ Yûnus Emrelerin, Mevlânâların yetiştirilemeyip, kitaplardan okunduğu, sistemsizliğin sistem, kopyala yapıştırın revaç, örnek insanların geçmişte hasret olarak kaldığı, güzelin nadiren görüldüğü, yıkmanın daima yapmadan bir adım önde olduğu, hevesin diz boyu, sesin yüksek çıktığı, “biz”in değil; “ben”in konuştuğu bir asır, 21. Yüzyıl…

Çizdiğimiz tablo bizi karamsar olarak yansıtmasın. Asla pesimist(karamsar) değiliz. “Eğitilmeyecek insan yoktur, nasıl eğitileceği bilinemeyen insan vardır.” sözü kulaklarımızda çınlıyor. Ama vakıayı da görmezden gelemeyiz. İşin ne tarafından bakarsanız bakın bütün problemlerimizin temelinde eğitim yatıyor.

İlkokul, lise, üniversite okuttuğunuz öğrenciniz “eğitim yapmak” için kopya çekiyorsa, yıllarca istendik davranış değişikliği oluşturmaya çalıştığınız bir öğrenciniz 2 saatlik dizi seyretmeyle istenmedik bir davranış sergiliyorsa, neler yapamadığımızı düşünmemiz gerekiyor.

“Tenkide tahammülü olmayan terakki edemez.” düsturundan yola çıkıyoruz.

Kök… İşte bütün mesele burada. Öyle değil mi? Bir sorunla karşılaştığımızda “Köklü çözüm bulmak istiyoruz” deriz. Bizi biz yapan erdemleri değer şeklinde kabul etmek zorunda kalıyor, her konuda asrın sunduğu tepside ne varsa onu yemek zorunda oluyoruz. “Eğitimi kasıtlı ve istendik davranış değişikliği oluşturma süreci olarak duyan bizler, bu kasıtlı ve istenmedik tanımın karşısına Neden ve Niçin sualleriyle çıkıyoruz. Eğitimin gücü ne kadardır? Eğitilemeyecek insan var mıdır? Eğitilmiş bir insan hangi nitelikleri kazanmış olmalıdır? Eğitim adına da olsa bir insana şu iyi, bu kötü diye bir şeyleri dikte ettirmek onun hürriyetine müdahale sayılmaz mı? Ben hangi davranışları neden ve niçin kazanmak zorundayım? Benim aidiyet duyduğum, sorumlu olduğum, kültürünü diğer nesle aktarmam gereken bir zümre, millet var mı? Gayemiz “iyi insan” mı yetiştirmek, yoksa “iyi  vatandaş” mı?

Bize göre eğitim kasıtlı ve istendik davranış değişikliği oluşturma süreci değildir!

Eğitim; ferdi ( bireyi ) çelik gibi bir iradeye sahip kılarak; duygusal açıdan dengeli ve kontrollü yaparak; duygu, düşünce ve davranışlarını  tenkit süzgecinden geçirip fikirlerinde istikrarlı olacak entelektüel seviyeye ulaştırarak; psikolojik açıdan kabiliyet ve kapasitesini son safhasına kadar geliştirerek; sahip olduğu kültürü özümsetip millî olandan evrensele doğru yol almasını temin ederek; kendisi ve içinde bulunduğu toplum için, plânlı ve programlı bir şekilde, geleceğe yönelik, olgunlaştırma ve yetiştirme sürecidir.

BAKTIĞINI GÖREN, SÖYLEDİĞİNİ DÜŞÜNEN, SÖYLENENİ ANLAYAN İNSAN YETİŞTİRMEKTİR.

“Tek dişi kalmış canavarın” sunduğu acı şerbeti içmek yerine, bizi anlatan geleneklerden çıkmış bir çınar ağacı gibi bütün dünyaya, yine ve yeniden kardeşliği, adaleti, sevgiyi, idealizmi anlatmak için bir araya geldik.

Hedefimiz değerleri erdem hâline getirmek, yaşamak ve yaşatmak…

“Eğitimin “külfetinden” kaçınan, cehaletin “zilletine” mahkûm olur.”

*Alıntıdır.