Google’ın CEO’su Sundar Pichai: “İnsanlar bu kadar hızlı bir değişim istiyor mu bilmiyorum” (Röportaj – 2. Bölüm)

Yine de Pichai’nin de bir süperstar gibi yükseldiğini göz ardı edemeyiz. Kendisi CEO olduğundan bu yana şirket yedi ürün çıkarttı ve bunların her biri bir milyardan fazla insan tarafından kullanılıyor: Search, YouTube, Gmail, Chrome, Maps, Android ve şirketin uygulama, müzik, film ve kitap satış platformu olan Google Play Store.

Dünyadaki herhangi bir ülkenin nüfusundan daha fazla müşterisi olan bir şirketi idare etmek kendine has sıkıntılar getiriyor ve geniş bir yelpazedeki, karmaşık (ve bazen de birbiriyle çelişen) jeopolitik ve sosyal meseleleri ele almayı gerektiriyor. Düzenlemelerle ilgili beklentiler de gitgide artıyor. Son dönemde Rusların ABD’deki seçimi etkilemek adına politik reklam satın almasına ilişkin endişeler de konuyu pekiştirdi. Avrupa Komisyonu, aramalardaki reklam gücünü istismar etme gerekçesiyle geçen ay Google’a 2,2 milyar sterlin ceza kesti. Komisyon, teknoloji devlerini daha fazla vergi ödeme durumunda bırakacak planlarını ilerletmeyi de amaçlıyor.

Tüm bu meseleler karşısında Pichai, Google’ın, iş birliğine dayalı çözümler bulma konusunda istekli olduğunu öne sürüyor. Yılmış bir biçimde şirketin vergiye ilişkin durumunu açıklıyor. Şirket, “vergi avantajları” ile eş anlamlı hale geldi. Öyle ki, 2015’te çok uluslu şirketlerden toplanan vergiler “Google vergisi” diye adlandırıldı. “Vergi konusunda tek öne sürdüğümüz şey, daha makul bir küresel vergi yapısı olması,” diyor. Yasal boşluklar kapatıldığı takdirde Google’ın daha fazla vergi ödeyebileceğini ve böyle yapması gerektiğini mi öne sürüyor? Bu, vaktiyle “gururlu bir kapitalist” olduğunu belirten ve Google’ın tek yaptığının hükümet teşviklerinden yararlanmak olduğunda ısrar eden Schmidt’e epey zıt düşüyor. Pichai en azından yakın döneme dek bir uluslararası iş birliği örneği olarak görülen Paris iklim sözleşmesine değinerek konudan uzaklaşıyor: “İnsanlık olarak, problemleri çözmek için küresel iş birliği çerçeveleri geliştirmemiz gerekiyor. İlerleme hızını bir şirket veya bir ülke tek başına değiştiremez.”

Geçen ay New York’ta Birleşmiş Milletler’de yaptığı bir konuşmada Theresa May teknoloji şirketlerini, internetteki terör faaliyetlerinde oynadıkları rol konusunda daha fazla sorumluluk almaya çağırdı ve fanatik içeriklerin, paylaşımlarının en fazla olabildiği iki saatlik süre zarfında kaldırılmasını talep etti. Google gibi bir şirketin, fevkalade kârlı başarılarının umulmadık sonuçları için de sorumluluk alması için ısrar etmek adil olmaz mı?

Pichai, “Kendisi, önemli bir problemi ele almaya çalışıyor,” diyerek May’e katılıyor. “Bugünkü performansımızın ötesine geçebilmeliyiz. Bu şeylerin ölçeği hayli zorlu. Düşüncede bir uyuşmazlığımız yok, fakat uygulamada, önemli birçok noktada anlaşmaya varmak gerekiyor.” Bu anlaşmalar sonucunda Google Haziran ayında, kışkırtıcı videolardaki reklamları kaldıracağını, böyle içeriklere uyarı mesajları ekleyeceğini ve radikal videoları belirleyip kaldırmak için hem gerçek moderatör hem de algoritma kullanımını artıracağını açıkladı. Batı yakasına has liberal ideolojisi çerçevesinde Google’ın, terörizme geçit vermeden herkese görüşlerini ifade etme özgürlüğü tanıma gibi zorlu bir dengeyi tutturabilmesi de gerekiyor. Google’ın, politikalarını açıkça dile getirmektense diğer teknoloji şirketleriyle ortaklıklara kalkışmasının nedeni de bu olabilir. Şirket kısa süre önce BM Terörizmle Mücadele Komitesi ile birlikte bir girişime koyuldu. Problemi dışarıya havale etmek, jeopolitik gücünü vurgulamak istemeyen Google için işleri biraz rahatlatıyor olabilir.

Pichai doğru sözler sarf ediyor, fakat (çalışma arkadaşlarının kendisini nitelemek için sık kullandıkları bir sıfatla) dikkatli davranmak ile uzak durmak arasında ince bir çizgi var. Google, tüm politik meseleleri göz ardı etme eğilimi sergiliyor uzun zamandır ve sektörde en çok onun adı çıktı denilebilir. San Francisco’daki, soylulaştırma karşıtı yoğun protestolar, tüm diğer teknoloji firmalarının lüks servisleri yerine Google’ı hedef alıyordu. “Şirket olarak pek çok şeyin simgesi haline geldik ister istemez,” diyor Pichai. “Kendimize herkesten çok daha yüksek bir çıta belirlememiz gerekiyor. Biz hata yaptığımızda bedeli çok büyük oluyor.”

Pichai bir süre önce, çeşitlilik girişimlerine karşı on sayfalık tartışmalı bir yazı yazarak teknoloji dünyasında kadınların az olmasının biyolojik farklılıklarla ilgili olduğunu öne süren bir mühendisi işten çıkarttı. James Damore, Google’daki ve sektördeki kadınları çok öfkelendirmişti ve muhafazakar görüşlü Google çalışanlarının kendilerini tutmak zorunda kaldıklarını öne sürerek sağ görüşlü basını da tetiklemişti. Bir köşe yazarı, mühendisin fikirlerini idrak etmediği için Pichai’nin kovulması gerektiğini öne sürdü.

Fakat eleştirilerin çoğuna göre Damore’u kovma kararı ifade hakkına dair bir beyandı. Pichai’ye göre ise bu iş yeriyle ilgili bir mesele idi. “İfade özgürlüğü gibi önemli bir hak var elbette, ama taciz ve ayrımcılık yaşamadan çalışmak gibi, aynı derecede önemli bir hak daha var. Teknoloji sektöründeki kadınlar söz konusu olduğunda bizim temsilimiz %20 civarında. Burada kimse toplum mühendisliği yapmaya çalışmıyor. Zor problemlere çözüm getirmeye çalışıyoruz. Çeşitlilikle ilgili rakamları önce biz yayımlamıştık.”

Nisan ayında ABD Çalışma Bakanlığı, Google’ı “neredeyse tüm şirkette, kadınlarla ilgili sistemli bir gelir eşitsizliği” yaratmakla suçladı. Eylül ayında, kadınlara ayrımcılık uygulanarak daha düşük maaşlı roller verildiği gerekçesiyle şirkete toplu bir dava açıldı. Pichai, “Devletle çatışmaya girdiğinizde iyi gözükmenize olanak yok hiçbir zaman,” diyor. “Fevkalade önemli olan konu, şirkette üst düzey pozisyonlarda ve yüksek gelirli işlerde yeterince kadın bulunmaması. Doğru bir yol izlemeyi ve kadınların gerçek potansiyellerine kavuşmalarını engelleyen yapısal meseleler üzerinde çalışmayı derinden istiyoruz. Bu konuyu çok önemsiyorum.”

Jen Fitzpatrick 1999’da Google’da stajyer olarak çalışmaya başlamış. Kendisi şimdi ürün ve mühendislik çalışmalarından sorumlu başkan yardımcısı ve 2004’ten, yani şirkete katıldığı dönemden bu yana Pichai ile birlikte çalışıyor. Google’da görüştüğüm herkes gibi Fitzpatrick de Pichai’nin düşünceli yaklaşımına büyük saygı duyuyor. “Sundar zorlu görüşmeler yapmaktan çekinmez, ama öyle bir görüşmeye kalkışmadan önce şirkettekilerle, doğru isimlerle de iletişim kurar kesinlikle. Bildiğini okumaz.”

Vadi’deki hakim kültür düşünüldüğünde kendisinin göreve getirilmesini risk gibi görenler olmuş mudur diye soruyorum. Apple’ın kurucularından Steve Jobs, Amazon’un kurucusu Jeff Bezos  ya da Microsoft’un kurucularından Bill Gates’le ilgili, rahatsızlık verici egoizm imajları yaratıldı. Kötü davranmayı mazur gösteren hatta teşvik eden bir söylem oluşturdu bu. Haziran ayında, teknoloji endüstrisinin nam salmış kötü çocuklarından olan, Uber’in eski CEO’su Travis Kalanick skandallarla geçen ayların ardından, kurucularından biri olduğu şirketten çıkarıldı.

“Tipleme hikayelerinin müptelası değilimdir,” diyor Pichai. Jobs ile tanışmış ve onun olumlu yönlerinden, şevk ve enerjisinden yeterince bahsedilmediğini düşünüyor. “Bence Vadi’de iyi lider örnekleri var. Vadi’yi oluşturan Hewlett ve Packard, güçlü değerlere sahip bir şirket kurarken ekiplerine de ortaklarına da fevkalade iyi davranmışlar. Bu iki şeyin uyuşmadığını düşünmedim hiç. Google çapındaki bir şirkette başkalarıyla iyi çalışabilmek daha bile önemli. Yönetim felsefem, işlerinde harika olmaları bir yana, kendi çalışmalarının ötesine geçebilme ve başkalarıyla iş birliği kurabilme becerisine sahip insanları bulmak.”

Pichai ev hayatından bahsediyor ve güne omlet, bir fincan çay ve Wall Street Journal ile başlayan bir haber düşkünü olduğunu söylüyor. Hindistan’da çok gazete olmasına rağmen fiyatlar çok yüksekmiş ve gazete okumak için dedesinin ve babasının bitirmesini beklermiş hep (Bu arada pazarlık yapıp kriketle ilgili sayfaları önceden almayı da öğrenmiş). Eşi Anjali ile üniversite yıllarında tanışmışlar. Kavya isimli bir kızları ve Kiran diye bir oğulları var. Pek çok ailede, ekran karşısında geçirilen vakitle ilgili pazarlıklar yapıldığını çok iyi biliyor. Kendisi de böyle sınırlamalar getirirmiş, ama şu an bu yaklaşımdan o kadar emin değil. Çocuklarımızın kitap okuması içimizi daha bir rahatlatıyor, diyor. Peki, Kindle cihazından okumaları da sayılır mı? Ya da izledikleri YouTube videoları eğitici olsa nasıl olur?

“Google’da lise yıllarının tamamını bilgisayar oynayarak geçirmiş olduğunu söyleyebilecek pek çok muhteşem insan vardır,” diyor. “Birçok kişi bilgisayar dünyasına oyunlarla girdi. Dolayısıyla bir yanım, şu anki kuşağın yeni bir dünyayla karşı karşıya olacağını düşünüyor. Önceki kuşaklar yeni teknolojiler karşısında hep rahatsız hissettiler.” Wright kardeşlerin devrinde de bisikletlerin genç kadınları tehlikeye sürükleyeceğinden, kaçıp gitmelerine yol açabileceğinden bahseden gazete yazıları çıkmış olduğunu hatırlatıyor. “Çocuklarımız görsel bilgiyle baş etme konusunda da daha iyi bir noktaya gidiyor. Ama yanıtları bildiğimi söylemiyorum. Ben de bununla boğuşuyorum.”

Pichai, Hindistan’da nam salmış ve nereye gitse insanlar etrafına üşüşüyor. Hikayesi her ailenin rüyası: sıkı çalışmanın ardında gelen büyük bir ödül. Egosu şişkin kişiler bu popülerliği istismar etmeye kalkışabilirler. Bir gün Hindistan’a dönmeyi ve politikaya atılmayı düşünüyor mu diye soruyorum. Biraz mahcup olmuş gibi gözüküyor ve koltuğunda kımıldanıyor. “O konuda iyi bir iş çıkaramam hiç… Ama Hindistan’a dönmek ve bir katkı sağlamak, minnet borcumu ödemek isterim. Oraya gittiğimde inanılmaz bir destek hissediyorum. Mahcup oluyorum.”

Google’ın başında olmanın nasıl bir his olduğunu sorduğumda Pichai duraksıyor ve kararlı bir ifadeyle önce yere sonra da pencereden dışarı bakıyor. “Tarihe baktığımızda, insanların endişelendiği şeyin tersinin olduğunu görüyoruz. 10 yıl önceyi ve o dönemin piyasa değeri en yüksek şirketlerini düşünün. Ne kadar büyükseniz dezavantajlarınız da o kadar fazla olabilir.” 66.000 çalışanı ve 642 milyar dolarlık piyasa değeri olan bir şirkette bile küçük ekipler yaratmanın öneminden bahsediyor. “Büyük bir şirket olunca sürekli büyüklüğe karşı önlem almaya çalışıyorsunuz. Çünkü küçük, çevik ve girişimci olmanın avantajını görüyorsunuz. Neredeyse tüm muhteşem şeyler küçük bir ekiple başlar.”

Google’ın karşısındaki en büyük tehdidin kendi başarısı olabileceğini aklından çıkarmıyor. Ve en üst noktada en çok endişe veren şeyin yeniden aşağı inmek olabileceğini de görüyoruz. “Vadi’de birilerinin bir garajda sürekli bir şeyler, daha iyi olacak bir şeyler üzerinde çalışıyor olduğunu düşünüyorsunuz hep.”

Jemima Kiss’in 7 Ekim 2017 tarihinde The Guardian’da yayımlanmış yazısından çevrilmiştir. 

Yazının orijinal linki: https://www.theguardian.com/technology/2017/oct/07/google-boss-sundar-pichai-tax-gender-equality-data-protection-jemima-kiss