Japonya ve Japonlar Hakkında 1

Çocukluğumda izlediğim filmlerin de etkisiyle Uzak Doğu denilince aklıma, bağdaş kurmuş halde oturan, kafası kel, gözleri çekik ve kendine has turuncu giyimli insanlar gelirdi.

Japonlar’ı ise genellikle “sağlam mal” üreten, Made in Japan yazılarıyla aşina olduğumuz ürünlerin sahibi bir millet olarak tanıdık. Teknolojik yeni bir ürün çıksa veya hayatı kolaylaştıran farklı ve bir o kadar da ilginç haberler duysak hemen aklımıza Japonlar gelirdi ve halen de öyle.

İşte bu Japonlar’ı merakla ve yakın zamanda bir de Japonya ziyareti yapacağımızdan dolayı bu aralar Japonlar’ı yakından tanımak için araştırma yapıyorum. Gitmeden önce araştırdıklarımı ve gidince de orada gördüklerimi detaylıca size de aktarmak istedim. Japonlar’ı araştırırken okuduğum bir yazıdan iktibasla başlayayım:

Japonya’da akademisyenlere/hocalara “sensei” denilirmiş. Bir üniversitede yaşlı bir sensei olan Kawamura’yı ziyaret eden bir Türk araştırmacı, Kawamura’nın odasına girdiğinde O’nun kağıt üzerinde bir şeyler karaladığını görüp dakikalarca O’nu izlemiş ve daha fazla dayanamayıp “siz her şeyi yazar mısınız?” diye sormuş. Kawamura Sensei ise arkasını dönüp “yazılmamış hayat ölmüştür!” demiş. Evet, ben de bu Japon hatıralarından aldığım bir kesitle bu yazıya başlayayım istedim. Yazmak lazım her şeyi, nereye yazılırsa yazılsın, nasıl yazılırsa yazılsın fark etmez. Çünkü bir gün o yazı birileri için bir anlam ifade edecektir ve hayatta kalacaktır yani hep diri olacaktır.

Şimdi Japonya hakkında biraz ansiklopedik bilgilere geçelim…

Japonya, Hokkaido, Honshu(Honşu), Kyushu(Küşü) ve Shikoku(Şikoku) olmak üzere dört büyük adanın bir araya gelmesiyle oluşmuş bir ada ülkesidir. 3900 adacıktan oluştuğu söylenmektedir. Dünyanın en yoğun nüfuslu ülkesi olan Japonya, yukarıdaki fotoğrafta da görüldüğü üzere 3776 metre yüksekliğindeki Fuji dağı ile bilinmektedir.

Yönetim biçimi parlamenter demokrasi olup, hükumet, başbakan ve kabinesinden oluşur. İmparator ise devlet başkanı unvanını taşır. Ülke 47 bölgeye ayrılmıştır ve her bölge yerel valiler tarafından yönetilir. İmparator mevzusu geçmişken şunu da not edelim, Japonya’da bildiğimiz miladi takvim kullanılsa da Japonlar kendilerine has bir takvim kullanmaktalar. Bu takvimin özelliği ise her imparatorun göreve başlamasıyla takvim birinci yıldan yeniden başlar. Örneğin yeni imparator geldiyse bu yıl 1. yıldır. 30 yıl görevde kaldıysa, o tarihte yıl 30’dur. Yeni imparator gelince yıl tekrar 1’den başlar. Japonlar çok ilginç bir millet, durun bakalım daha nelerle karşılacağız.

Japonları nasıl tanımlamak gerek derseniz: “Japon küllerinden doğmayı artık kurumsallaştırmış bir uygarlık sahibi” diyebiliriz. Koşullar ne olursa olsun, her zaman ve her süreçte en iyiye otomatik programlanmıştır. Bir an bile ikinci iyiye razı olmaz.

İki büyük atom bombası altında ezilen ve 1945 yıkımından sonra, açlık ve yoksulluktan kırılan halk, otuz yıl gibi kısa bir sürede dünyanın ikinci büyük devleti haline gelmeyi başarmıştır.

Apartmanlarda oturum izni alabilmek için çöp ayrıştırma kursuna devamlılığı koşul olarak içselleştiren bir topluluktan bahsediyoruz, varın gerisini siz düşünün…

Ülkede, inançlara ilişkin araştırmaların ardından Japonlar’ın hem Şinto dinine bağlı hem de Budacı oldukları sonucuna varılmıştır. Japonlar’ın çoğu Şintoist’tir. İkinci çoğunluk olarak ise Budist’ler yer alır. Şintosit tapınaklarını “shrine”, Budist tapınaklarını ise “Temple”diye adlandırırlar.

İlk yazımızı burada sonlandıralım. Diğer yazılarda görüşmek dileğiyle…

24.06.2016 – 02:22

İstanbul