Japonya ve Japonlar Hakkında 2

Bir önceki yazıda kısaca Japonya tarihine değinmiş idik. Bu yazıda ise Japonlar nasıl bir millet? sorusuna cevap arayacağız.

Yukarıdaki fotoğraf 1945 yılında ABD tarafından Hiroşima’ya atılan atom bomasından hemen sonra çekilen bir fotoğraf. Yerle bir olmuş ve yaklaşık 140 bin kişi hayatını kaybetmiştir. Japonya son yüz yılda iki defa ekonomik olarak çökmüş ancak tekrar doğrulmayı başarmış bir ülkedir. Hem de nasıl bir doğruluş, dünyanın ikinci büyük ekonomisi konumunda. Peki nasıl başarmışlar bu işi?

Okuduğum bir hikayeyi kısaca size de aktarayım:

İkinci dünya savaşında yerle bir olan Japonya, bazı araştırmalar yaparak iki yıl kendilerini test ediyorlar, biz neden böyle olduk? neden geride kaldık? diye. Araştırma bitince, Sensei’nin biri derse giriyor ve problemi tespit ettik diyor. (Bu arada Sensei=Hoca demektir.) Öğrenciler soruyor: Biz niye geri kalmışız?

Sensei, hemen herkese birer beyaz kağıt dağıtıyor. Şimdi neden geri kaldığımızı anlayalım diyor. Tek soru soracağım. Beş dakikanız var. Bir özgeçmiş yazın bana diye ekliyor. Öğrenciler, hocam ondan kolay ne var? hemen yazarız diyorlar. Ama diyor, “bu ana kadar yaşadığınız hiçbir şeyi yazmayacaksınız. Sanki bugün doğmuş gibi bana bir özgeçmiş yazın.” Öğrenciler şaşırarak, nasıl yazacağız hocam diyerek kağıtlara bakıyorlar. Kağıtları beş dakika bitince topluyor. Kağıtlar bomboş. Birkaç kişi sadece ismini yazmış. Boş kağıtları gösteriyor herkese. Ve ekliyor: “İşte bizim temel problemimiz bu, bu yüzden geri kaldık. Geleceğe dair bir özgeçmişimiz yok. Hayallerimiz yok.” Kimse yazmadı, ben mühendis olacağım, şu sorunu çözeceğim. Ben genel müdür olacağım, şu eksiği kapatacağım vs. Hayali olmayan çalışmaz, çaba da göstermez diye konuşmasını sürdürüyor.

Evet Japonya’yı, tüm yaşananlara rağmen bu konuma getiren hayallerden başka bir şey değildi. Hayalini kurdular, çaba sarf ettiler ve bugün bu seviyeye ulaştılar. İngilizlerin Magna Karta’dan yüzlerce yıl sonra oluşturabildikleri endüstrileşme kapasitesine elli yılda ulaşmak öyle böyle bir başarı değildir ve her türlü alkışı hak eder haliyle.

Japon Bulur:


Buluşların çoğu kurumsaldır ve kurumsal araştırma ve geliştirme bireysel mucizelerden her daim öndedir. Japon asla babasından aldığını olduğu gibi oğluna devretmez. Eğer babadan kalan biraz daha ileriye taşınıp ek katma değer oluşturulmadan oğula devredildi ise bu başarısız bir hayattır. Bu ilke, yaşam biçimi haline geldiğinden dolayı haliyle buluşların önüne geçilemiyor. Bu buluşları illa makro düzeyde düşünmemek gerekir. Buluş deyince lütfen aklınıza roket, DNA haritası gelmesin. Mesela yaşlılar iğneye ipliği geçiremiyor, işte buna çare bulur. Dondurma külahı elinde eriyen soğuk süte engel olamaz ya, çözüm arar. Arabanın içi buğulanır ya, derman bakar. Yağmurda gözlük ıslanır ya, şuna bir şemsiye tasarlasam diye bakar.

Demek istediğim şu, Japonlar savaşta yenildiler. Öyle bir yenildiler ki, Parlamento binasındaki dört metrekare toprağa bile patates ekmek zorunda kaldılar açlıktan ölmemek için. Bu buluşlar Japonları ikinci büyük ekonomi haline getirdi. Bu buluşları Amerikalılar, Almanlar da yapıyor diyebilirsiniz. Okuduğum kadarıyla Japonları onlardan ayıran şey, bireysellik değil kurumsallık. Amerika’da buluşları birey geliştirir. Japonya’da ise her şey şirketler üzerinden yürür. Mesela tüm ülkeler Elektrikli araçlarla uğraşırken Toyota, Hidrojenli araçlar hakkında tüm çalışmalarını bitirmiş durumda.

Tabiki Japonya’yı bu denli başarılı bir ülke haline getiren farklı etkenler var ancak hayallerin olması, her soruna bir çözüm araması ve kurumsallığa çok önem vermesi büyük etkenlerden bazıları. Diğer yazılarda daha fazla etkeni ve farklılıkları ele alacağız.

27.06.2016 – 02:42

İstanbul