Neden Odaklanamıyoruz? Nasıl Odaklanabiliriz? Çalınan Dikkat Kitabı

Umarım odaklanarak bu yazıyı sonuna kadar okuyabilirsiniz:))

“Yüzleştiğiniz her şeyi değiştiremezsiniz, ama yüzleşmeden hiçbir şeyi değiştiremezsiniz.” diyor James Baldwin. Dikkat becerimizi azaltan etkenlerle yüzleşmeye hazırsanız başlayalım.

Johann Hari, İngiliz gazeteci ve yazar. Kitapları New York Times en çok satan listesinde. TED konuşmaları 90 milyondan fazla izlenmiş.

Kitap için neler söylenmiş:

Oprah: “Size söz veriyorum, ayırdığınız zamana ve kesinlikle odaklanmanıza değecek.”

Arianna Huffington: “Dikkatinizi toplamak ve yeniden odaklanmak istiyorsanız bu olağanüstü kitabı okumalısınız. Johann Hari, dünyanın her yerinde, hem odağımızı neden kaybettiğimizi araştıran önde gelen bilim insanlarıyla hem de çözüm geliştiren insanlarla röportaj yaptı. Neden bu krizde olduğumuzun ve bundan nasıl çıkılacağının şifresini kırdı. Hepimizin bu mesajı duymaya ihtiyacı var.”

Dr. Max Pemberton: “Ebeveynlerin, öğretmenlerin, psikologların ve doktorların giderek daha fazla endişe duydukları bir konunun kapağını kaldıran cesur, rahatsız edici ve nüfuz edici bir güç turu. Zihne ve onun yıkıcı etkilerle nasıl manipüle edildiğine dair büyüleyici bir yolculuk.”

Kitabı kendi ifadelerimle kısaca özetleyip sonra kitaptan alıntılarla devam edeceğim.

Kısa kısa derleme cümleler için PDF’i de okuyabilir, paylaşabilirsiniz.

Çalınan Dikkat Kitabı Özet

Johann Hari, eskisi kadar odaklanamadığını ve dikkatinin sürekli çalındığını düşünerek çevrimiçi olmayı nasıl azaltabileceğini bulamıyor. Yeterince disiplinli olmadığını, telefonunun onu ele geçirdiğini düşünüyor. Kitap okuyamıyor, okurken odaklanamıyor, kitabını yazamıyor, bir işi bitirmeden diğerlerine geçiyor ve hiçbirini bitiremiyor vs.

Tamamen çevrimdışı olabilmek için öncelikle telefonu, interneti, işleri güçleri ve tüm teknolojik cihazları geride bırakıp 3 aylığına bir adada kalmaya gidiyor. 20 yıldır çevrimiçi olan adam, otomatik maillerini mesajlarını hazırlıyor ve 3 ay yokum diyor.

Burada kitaplarla, araştırmalarla, ada sakinleriyle vakit geçiriyor. Ama bu dijital detoksun ömür boyu işe yaramayacağını fark ediyor.

Sonrasında binlerce kilometre yol kat edip dünyanın onlarca ülkesini bu konuda araştırma yapmak için geziyor. Psikologlarla, öğretmenlerle, akademisyenlerle, teknoloji uzmanlarıyla, ailelerle, doktorlarla vs. dikkat konusunda çalışma yapan, deney yapan, soruna veya çözüme odaklanan herkesle röportaj yapıp notlarını alıyor.

İşte bu kitap, dikkati araştırmak için 50 bin kilometreden fazla yol kat eden, onlarca ülkeyi gezip 250’den fazla bilim insanıyla görüşen ve bu araştırmaları bir arının çiçek çiçek gezip polenleri toplayıp bal yapması gibi bize sunan Johann Hari’nin eşsiz ve etkileyici ürünüdür.

Kitapta odaklanma becerimizi nelerin etkilediğini ve bunlarla ilgili çarpıcı araştırmaları ortaya koyuyor. Uyku, beslenme, teknoloji, okullar, kitap okuma gibi odaklanma becerimiz üzerinde etkisi olan birçok konuyu detaylandırıyor. En sonunda ise hem kendi çözümlerini hem de toplum olarak alınabilecek önlemleri sıralıyor. Kitabın özeti biraz uzun oldu ama eşsiz bir hazine keşfetmek isterseniz buyrunuz.


Bundan 100 yıl sonra şu anki halimize bakıp şöyle diyecekler:

-Sosyal medya ve teknoloji sürekli dikkatlerini çalmış

-Vücutlarına sürekli işlenmiş gıda almışlar

-Stres ve yoğun çalışma saatleri ile boğuşmuşlar

-Çok az uyku uyumuşlar

-Çok az kitap okumuşlar

-Ailelerine, sevdiklerine, doğaya çok az zaman ayırmışlar

-Enformasyon içinde boğulmuşlar

-Görevler arasında sürekli geçiş yaparak beyinlerini zayıflatmışlar

-Anlamlı bir hedef koyup sevdikleri işleri yapmamışlar

-Çocuklara öyle okullar tasarlamışlar ki, herkes okullardan nefret eder hale gelmiş

-Çocukları doğadan alıp, hayvanat bahçesindeki hayvanlar gibi evden, okula, kreşten avm’ye kutular içinde gezdirmişler ve bu çocuklar neden böyle hırçın diye sorgulamışlar. İlaç vererek sakinleştirmişler.

-Zararlı ve faydasız olduğunu bildikleri her şeyi kullanmaya devam etmişler

-Oyunları serbest hayal ve neşe dolu halden almış, gözetim altında oynanan bir göreve dönüştürmüşler

Hakikaten bunlar nasıl yaşamışlar böyle?


ODAKLANMA

📌”Odaklanma konusunda her geçen yılla birlikte, aşağı inen bir yürüyen merdivenden yukarı doğru koşuyormuş gibi hissediyordum.”

📌”Bir şeyleri kaçırmaktan korktuğun için o ekrana bakıp duruyorsun! Asıl böyle yaparak bir tanecik hayatını kaçırıyorsun!”

📌”Anı yaşama becerisini kaybediyoruz.”

📌Çağımızın parolası: “Yaşamayı denedim ama dikkatim dağıldı” olabilir mi diye düşündüm.

📌Bir gün Paris’e Mona Lisa’yı görmeye gittim. Dünyanın dört bir yanından gelmiş, ön tarafa geçmek için itip kaktıktan sonra hemen sırtını dönüp selfie çeken insan kalabalığını gördüm. Mona Lisa’ya birkaç saniyeden fazla bakan kimse-tek bir kişi bile-olmadı.

📌30 yıldan uzun süredir irade gücü ve disiplin üzerine çalışan Roy Baumeister’ı ziyaret ettim. “Eskisi kadar konsantre olamadığımı görebiliyorum, buna boyun eğiyor gibiyim ve kendimi kötü hissediyorum.” dedi. İradenin gerçek anlamda kitabını yazmış olan bu adam odaklanma becerisini kaybediyorsa kim kaybetmiyordur ki diye düşündüm.

📌Amerika’da öğrenciler üzerinde yapılan bir deneyde; Öğrencilerin ortalama 65 saniyede bir meşgul oldukları şeyden başka bir şeye geçtikleri ortaya çıkmış. Tek bir şeye odaklanarak geçirdikleri sürenin ortalaması 19 saniye çıkmış.

📌Ofiste çalışan yetişkinlerin tek bir işle ortalama 3 dakika meşgul oldukları gözlemlenmiş.

📌Çocuklarda dikkat sorunları konusunda uzman olan Prof. Joel Nigg’e; “Seni dünyanın başına geçirseydim, sen de insanların dikkat becerisini mahvetmek istiyor olsaydın ne yapardın” diye sordum. Bir an düşündükten sonra, “Bizim toplumun şu an yaptığını yapardım heralde,” dedi.

📌Oyalanmayla geçirilmiş bir hayat bireysel düzeyde eksik kalıyor. Dikkatinizi uzun süre veremez olduğunuzda, gerçekleştirmek istediğiniz şeyleri gerçekleştiremiyorsunuz. Bir kitap okumak istiyorsunuz, ama sosyal medya mesajlarından ve paranoyalarından başınızı alamıyorsunuz. Çocuğunuzla kesintisiz birkaç saat geçirmek istiyorsunuz, ama patronunuzdan mesaj geldi mi diye e-postalarınıza bakıp duruyorsunuz. Bir iş kurmak istiyorsunuz, ama sizde haset ve kaygı uyandıran Facebook paylaşımları arasında eriyip gidiyor hayatınız. Sizin kabahatiniz olmadan, durup düşünmek için yeterince durgunluk -ferah, temiz alan- bulamıyor gibisiniz bir türlü.

📌Oregon Üniversitesinde görev yapan Prof. Michael Posner tarafından gerçekleştirilen bir çalışmada, bir şeye odaklanmışken dikkatiniz dağıldığında aynı odaklanma durumuna geri dönmenizin ortalama 23 dakika sürdüğü ortaya çıkmış.

📌ABD’de ofis çalışanlarını ele alan bir çalışmada, olağan bir günde çoğunun 1 saat kesintisiz çalışma fırsatını hiç bulamadığı anlaşılmış.

📌”Hangi alanda, hayatın hangi bağlamında olursa olsun önemli olanı yapmak için dikkatimizi doğru şeylere verebilmemiz gerekiyor.” Dr. James Williams

📌Siz araba kullanırken birisi ön cama bir kova dolusu çamur fırlattı diyelim. O an bir sürü sorunla karşı karşıya kalırsınız, dış dikiz aynalarınızı çarpabilir, kaybolabilir, gideceğiniz yere geç kalabilirsiniz. Ama öncelikle ön camınızı temizlemeniz gerekir. Bunu yapmadan nerede olduğunuzu bile bilemezsiniz. Uzun vadeli başka bir hedefe ulaşmaya çalışmadan önce dikkat sorunlarımızla ilgilenmemiz şart.

📌Telefonlarımıza her 24 saatte 2617 defa dokunuyormuşuz.

📌Ortalama bir Amerikalı telefon başında günde 5 saat 40 dakika geçiriyormuş.

📌”Yaşamak için hazır olmayı bekleyemeyiz… İnsanı pat diye vurur yaşam.” Ortega y Gasset

📌Dikkatini dağıtan şeylerden uzaklaştığında, dikkatini dağıtarak kaçtığın şeyleri görmeye başlıyorsun.

📌Enformasyona boğuluyoruz. Şu an yangın hortumundan su içiyor gibiyiz, çok fazla geliyor.

📌1986 yılında bir insanın, TV, radyo, basın aracılığıyla maruz kaldığı enformasyon günde 40 gazeteye denk gelirken; 2007 yılında günde 174 gazeteye çıkmış. Şimdi kaç gazeteye denk geliyordur kim bilir?

📌Bu kadar çok enformasyon gelince çok yoruluyoruz. Daha önemlisi her türlü boyutuyla derinliği feda ediyoruz. Derinlik için zaman gerekiyor. Derinlemesine düşünmek gerekiyor. Her şeye yetişmeniz, her dakika sosyal medyaya, e-postalara bakmanız gerektiğinde derinliğe ulaşacak zamanınız olmuyor.

📌Bir Fizik Profesörü olan Sune Lehmann, enformasyonla boğulduğumuzu fark edip, hayatını kökünden değiştirmiş. Haftada bir kez, pazar günleri baktığı Twitter hariç sosyal medyayı tamamen bırakmış. TV izlemeyi bırakmış. Haberler için bir gazeteye abone olmuş. Çok daha fazla kitap okumaya başlamış. “Kendine hakim olmak bir seferde olacak bir şey değil, malum. Önce bunun devamlı bir mücadele olduğunun farkına varmak gerekiyor. Genelde kolay yoldan gitmek istiyoruz, ama bizi bir parça zor olanı yapmak mutlu ediyor aslında.”

📌Büyük hızlanma döneminden geçiyoruz. İlk Blackberry’nin reklam sloganı, “Yapılmaya değerse daha hızlı yapmaya değer” idi. Google çalışanları arasında şirketin gayriresmi parolası: “Hızlı olmayan hapı yutar.”

📌Yoga, meditasyon, ibadet gibi mahsus yavaş gerçekleştirilen pratiklerle meşgul olan insanların odaklanma becerisinin daha yüksek olduğu gözlenmiş. Bu disiplinlerle meşgul olanlar dikkat ve odaklanma becerilerini eğitmiş oluyorlar. Bu disiplinlerin insanı daha akıllı kılması bundan kaynaklanıyor. Mırıldanmak ya da turuncu cüppeler giymek değil mesele. Yavaşlık dikkat becerisini besliyor, hız ise örseliyor.

📌”Her insanın anlaması gereken hayati bir gerçek var, beyin aynı anda sadece bir veya iki düşünce üretebiliyor. Tek bir şeye odaklanabiliyoruz.” MIT Profesörü Earl Miller

📌Vergi beyannamenizi hazırlarken gelen bir mesaja göz ucuyla beş saniye baktıktan sonra yaptığınız işe geri döndüğünüzü hayal edin. O an geçiş yaparken beyninizin yeniden şekillenmesi gerekiyor. Öncesinde ne yaptığınızı, ne düşündüğünüzü hatırlamanız gerekiyor ve bu biraz zaman alıyor. Kanıtlara bakılırsa bu gibi durumlarda performansınız düşüyor, yavaşlıyorsunuz. Sırf bir işten diğerine geçiş yaptığınız için.

📌Yani çalışırken gelen mesajlara bakıp durduğunuzda, bakmakla geçen kısacık zamanın yanı sıra sonrasında yeniden odaklanmak için gereken zamanı da kaybediyorsunuz ve bu ikincisi çok daha fazla olabiliyor.

📌Düşünmek değil de işler arasında geçiş yapmakla geçirdiğiniz zaman beynin işlem zamanının boşa harcanması oluyor.

📌Teknolojik dikkat dağılmasının sadece e-posta almanın ve telefonlarının çalmasının çalışanların IQ düzeyinde ortalama 10 puanlık azalma yarattığı ortaya çıkmış. Bunun ne kadar ciddi düşüş olduğunu şuradan anlayabilirsiniz. Esrar içtiğinizde kısa vadede ortaya çıkan düşüş bunun yarısı kadardır.

📌Esrar içtiğinizde IQ düzeyinde 5 puanlık azalma olurken, bir iş yaparken bir anlık bildirime bakmak IQ düzeyinde 10 puanlık azalma yaratıyor.

📌Yani iş bitirmek bakımından, cep telefonu veya Facebook mesajlarınıza sık sık bakmaya kıyasla kafayı dumanlamanız daha iyi olurmuş gibi görünüyor.

📌Bir ikincisi görevler arasında gidip gelirken başka zaman yapmayacağınız hatalar yapmaya başlıyorsunuz, çünkü beyniniz hataya meyilli. Görevler arasında geçiş yaparken beyninizin biraz geri gidip bıraktığı yerden devam etmesi gerekiyor. Hata düzeltmekle ve geriye doğru iz sürmekle meşgul olduğunuz için derinlemesine düşünmekle geçireceğiniz hayati zamanı daha yüzeysel düşünmekle geçiriyorsunuz.

📌Üçüncüsü ise görevler arası geçişler yaptığınızda yaratıcılığınız azalıyor ve hafızanız daralıyor.

📌Yani kanıtlara göre, görevler arasında geçiş yapmaya çok fazla zaman harcadığınızda yavaşlıyorsunuz, daha çok hata yapıyorsunuz, yaratıcılığınız azalıyor ve yaptıklarınızın daha azını hatırlıyorsunuz.

📌Günümüzde ortalama bir ofis çalışanı çalışma zamanının %40’ında çoklu görev yaptığını zannediyor, yani dikkat ve odaklanma becerisi yukarıda bahsi geçen zararlara maruz kalıyor.

📌Çoğu ofis çalışanı hiçbir zaman kendisine kesintisiz 1 saat ayıramıyor.

📌Mellon Üniversitesi’nin İnsan-Bilgisayar Etkileşimi Laboratuvarında gerçekleştirilen bir çalışmada 136 öğrenciye bir sınav yapılmış. Aralarında bazıları telefonlarını kapalı tutarken, açık bırakan diğer gruba aralıklarla mesaj gönderilmiş. Mesaj alan öğrenciler sınavda ortalama %20 daha kötü sonuç almış. Benzer durumlarda gerçekleştirilen diğer çalışmalarda %30 gibi daha kötü sonuçlar çıkmış. Akıllı telefonu olan herkes hemen her zaman %20 ila %30 kayıp yaşıyor gibi görünüyor. Bir canlı türü için önemli bir beyin gücü kaybı bu.

📌Devamlı dikkat dağınıklığının sarhoş olacak kadar alkol tüketmek denli kötü bir etkisi var. Etrafımızı saran dikkat dağınıklığı asap bozucu olduğu gibi, öldürücü de. Günümüzde yaklaşık 5 trafik kazasından biri sürücülerin dikkat dağınıklığından kaynaklanıyor.

📌Beyin de kaslar gibi, belli şeyleri ne kadar çok kullanırsanız bağlantı da o kadar kuvvetleniyor ve daha iyi iş görmeye başlıyorlar. Odaklanmakta zorluk yaşıyorsanız önce 10 dk tek bir işle uğraşmayı deneyin, sonra bırakın 1 dk dağılsın dikkatiniz, sonra 10 dk daha, böyle böyle gidin. Yapa yapa aşinalık kazanıyorsunuz, beyniniz ustalaşmaya başlıyor, çünkü o davranışta söz konusu olan nöral bağlantıları kuvvetlendiriyorsunuz. Ve o süre çok geçmeden 15 dk’ya, 20 dk’ya, yarım saate çıkıyor. Siz yapın sadece, alıştırma yapın. Yavaş yavaş başlayın ama alıştırma yapın, hedefe varacaksınız.

📌Beynimizi önünde bir güvenlik elemanının durduğu bir gece kulübü gibi düşünmek gerektiğini söyledi Psikiyatri Profesörü Adam Gazzaley. Güvenlik elemanının görevi bize herhangi bir anda isabet edene uyaranları süzgeçten geçirip çoğunu, trafiğin gürültüsünü, sokağın karşısında tartışan çifti, yanımızda duran kişinin cebinde çalan telefonu, dışarıda bırakmak ve tek bir şey hakkında doğru dürüst düşünebilmemizi sağlamak. Güvenlik elemanının vazgeçilmez bir görevi var: Gereksiz enformasyonu dışarıda bırakma becerisi, hedeflerimizle ilgilenmemiz bakımından hayati önem taşıyor.


AKIŞ

📌Instagramı tasarlayanlar şöyle soracaklardı: Kullanıcıları, kalpler ve beğeniler yoluyla selfi çekmeye özendirsek, fazladan yem almak için sol kanadını açıp duran güvercinler gibi, saplantılı biçimde bunu yapmaya başlarlar mı acaba?

📌Bir işi yaparken nasıl akışa geçilir?

  1. Öncelikle açık seçik tanımlanmış bir HEDEF seçmeniz gerekiyor.

  2. İkincisi sizin için ANLAM taşıyan bir şey yapıyor olmanız gerekiyor.

  3. Üçüncüsü becerilerinizle SINIRI zorlamanız gerekiyor. Becerilerinizin sınırında duran ama ötesine geçmeyen bir şey yapıyor olmanız gerekiyor. Hedef çok kolay olursa otomatik pilota geçebiliyorsunuz, çok zor olduğunda ise tedirgin olabiliyorsunuz.

📌Yani AKIŞA ulaşmak için tek bir hedef seçmeniz, hedefinizin sizin için anlamlı olduğuna emin olmanız ve kendinizi becerilerinizin sınırına kadar zorlamaya çalışmanız gerekiyor.

📌Akış için öncelikle hayatı yaşanmaya değer kılan şeylere odaklanıp onları artırma yollarını bulmamız gerekiyor.

📌Etrafımız hayret verici bollukta eğlence araçlarıyla çevriliyken, çoğumuz sıkıntı ve muğlak bir hüsran duygusu içinde kalmaya devam ediyoruz.

📌İyi bir hayat için yanlış olan şeyleri hayatınızdan çıkarmak yeterli değil. Olumlu bir hedef de gerekiyor, yoksa devam etmenin anlamı kalmıyor.

📌Normal hayatımızda birçoğumuz dikkat dağınıklığını sözgelimi TV karşısına çökerek tedavi etmeye çalışıyoruz, günün getirdiği aşırı yükten bu şekilde kurtulmaya çabalıyoruz. Ama dikkat dağınıklığından dinlenerek uzaklaştığınızda, yerine peşinden koştuğunuz anlamlı bir hedef koymadığınızda, er ya da geç yeniden oraya çekiliyorsunuz. Dikkat dağınıklığından çıkışın daha etkili yolu akışınızı bulmaktan geçiyor.

📌Ya parçalanma, ya akış! Parçalanma sizi küçültüyor, yüzeyselleştiriyor, asabileştiriyor. Akış ise büyütüyor, derinleştiriyor, sakinleştiriyor. Parçalanma bizi büzüyor. Akış ise genişletiyor. Kendime şu soruyu sordum: Yavan ödüller için dans ederek dikkat becerisini körelten Skinner güvercini mi olmak istiyorsun, yoksa Mihaly’nin sahiden önem taşıyan bir şey buldukları için konsantre olabilen ressamları gibi mi?


UYKU

📌Ne kadar az uyursanız anlık odaklanma beceriniz, derinlemesine düşünüp bağlantı kurma beceriniz o denli azalıyor. Gün boyunca beynimizde adenozin adında bir kimyasal birikiyor ve uykumuz geldiğinde bize haber veriyor. Kafein ise adenozin düzeyini algılayan reseptörü bloke ediyor. Benzin göstergesinin üstünü kapatmaya benzetiyorum ben bunu. Kendimize daha çok enerji veriyor değiliz, kafein etkisi geçtiğinde iki kat yorulmuş oluyoruz.

📌Hepimiz telaş içindeyiz, fevri davranıyoruz, trafikte çabuk sinirleniyoruz. Daha iyi uyuduğumuzda bir sürü sorun huysuzluk, obezite, konsantrasyon sorunları hafifliyor. Epey bir hasarı onarıyor uyku.

📌Uyku esnasında beyniniz gün içinde biriken atıktan kurtarıyor kendini. Her gece uykuya daldığınızda beyniniz suya benzer bir sıvıyla durulanıyor.

📌Yatak odamızda hiçbir yapay ışık kaynağı olmaması, yatmadan önceki en az 2 saat boyunca da ekranların mavi ışığından uzak durmamız gerektiğini söylüyor Harvard Tıp Fakültesinden Charles Czeisler.

📌Telefonlarımızın başında çağrı bekleyen itfaiyeciler gibiyiz, bir şey oldu mu acaba diye gerginlik içindeyiz sürekli.

📌Odaklanma becerimizi artırmak için yapmamız gerekenleri öğrendikçe belirgin bir paradoks içinde yaşadığımızı fark ettim. Yapmamız gerekenlerin birçoğu o kadar bariz ve alelade şeyler ki: yavaşlamak, aynı anda tek bir işi yapmak, daha fazla uyumak. Bunların doğru olduğunu bir düzeyde hepimiz biliyoruz ama tam tersi yönde hareket ediyoruz. Daha çok hız, daha çok o işten bu işe geçmeler, daha az uyku.


KİTAP

📌Amerikalıların yaklaşık %57’si tipik bir yılda 1 kitap bile okumuyor.

📌2017 yılında ortalama bir Amerikalı günde 17 dakikasını kitap okumaya ayırırken, 5.4 saatini telefon başında geçirmeye başlamış.

📌Maruz kaldığımız seslerin dokusunu içselleştiriyoruz biz. Başka insanların iç dünyalarına ilişkin karmaşık hikayelere uzun süreler boyunca maruz kaldığınızda bilinciniz yeniden şekilleniyor. Algınız ve empatiniz kuvvetleniyor, daha açık hale geliyorsunuz. Oysa her gün sosyal medyaya hakim olan kopuk kopuk çığlık ve öfke fragmanlarına saatlerce maruz kaldığınızda düşünceleriniz de bu şekli almaya başlıyor. İç seslerimiz daha kaba, daha gürültülü hale geliyor, daha yumuşak ve nazik düşünceleri işitemez oluyorsunuz. Kullandığınız teknolojilere dikkat edin, çünkü bilinciniz zaman içinde o teknolojilerin şeklini almaya başlıyor.

📌Kitap, hayat; filmin tamamı gibi, sosyal medya ise hep fragman.

📌Kitap okumak çoğumuz için yaşadığımız en derin odaklanma biçimini oluşturuyor. Tek bir konuya sakin sakin saatler ayırıyor, zihninizde demlenmesine izin veriyorsunuz.


ZİHİN

📌Dikkatin ne olduğunu herkes bilir, dikkat bir spot ışığıdır. Beyonce’nin sahnede tek başına belirdiği ve etrafınızdaki diğer herkesin sanki kaybolup gittiği an.

📌Dikkat kişinin ortamdaki bir şeyi seçip onunla ilgilenme becerisi olarak tanımlanıyor genellikle.

📌Yani dikkatimin dağınık olduğunu söylediğimde, dikkat ışığımı odaklanmak istediğim tek şeyle sınırlı tutamadığımı kastetmiş oluyorum. Kitap okumak istiyorum ama dikkat ışığım telefonumdan ya da sokakta konuşan insanlardan veya işimle ilgili kaygılardan uzaklaşamıyor.

📌Yaşadıklarınızın size anlamlı gelmesi için biraz zihin gezinmesi şart. Bunu yapamadığımızda bir sürü başka şey de kaybolup gidiyor. Zihninizin gezinmesine ne kadar izin verirseniz düzenli kişisel hedefler belirlemekte, yaratıcılıkta, uzun vadeli, sabırlı kararlar vermekte o kadar iyi olduğunuzu keşfetmiş olacaksınız.

📌Yaratıcılık beynimizin içinden yeni bir şeyin çıkması değil, halihazırda orada olan iki şey arasında yeni bir bağlantı kurulması. Zihin gezinmesi daha geniş düşünce dizilerinin açığa çıkmasını, bu da daha çok bağlantının kurulmasını sağlıyor.

SOSYAL MEDYA

📌Tristan Harris, bir Google mühendisi. Gmail ve birçok Google ürününün geliştirilmesinde görev almış. Sonrasında ise insanların dikkatini sürekli çalan teknolojiler ürettiği için istifa etmiş ve Google’a dava açmış. Tristan diyor ki: “Azami sayıda insanı meşgul edecek ürünler tasarlamak, zira kullanıcının telefonla daha fazla meşgul olması daha fazla para, daha az meşgul olmasıysa daha az para demek.”

📌Tristan, odaklanamamanın bizim suçumuz olmadığını, bunun tasarlanmış olduğunu, dikkat dağınıklığımızın onlar için yakıt olduğunu fark etmiş.

📌İnsanların hayatlarına her gün on bir milyar kesinti sokuyoruz. Çılgınlık bu! Dünyadaki tüm telefonlara giden bildirimlerin yarısından fazlasının Googleplex’te etrafında oturan insanların kontrolü altında olduğuna işaret etmiş.

📌”Bir odaya girdiğiniz hayal edin. Üstünde kadranlar bulunan bir masaya eğilmiş yüz kişinin bulunduğu bir kontrol odası burası ve 1 milyar insanın duygu düşüncelerini şekillendiriyorlar. Kulağa bilimkurgu gibi gelebilir ama bugün sahiden mevcut olan bir şey bu. Bunu biliyorum, çünkü o kontrol odalarından birinde çalıştım.”

📌Teknolojinin amacı ne? Ne diye teknoloji üretiyoruz? En insani taraflarımızı genişlettiği için. Boya fırçası böyle bir şey. Çello böyle bir şey. Dil böyle bir şey. Belli bir parçamızı genişleten teknolojiler bunlar. Teknolojinin amacı bizi insanüstü hale getirmek değil. İnsanlığımızı güçlendirmek.

📌Sonsuz kaydırma sayesinde Twitter, Instagram gibi sitelerde %50 daha fazla zaman geçiriyorsunuz. Kaydır babam kaydır.

📌Yaptığımız şeyler dünyayı değiştirebiliyor gerçekten. O zaman şu soru doğuyor hemen: Ne yönde değiştirdik dünyayı?

📌Facebook yatırımcılarından Sean Parker’ın çalışanlarına sorusu: “Zamanınızı ve dikkatinizi nasıl alabildiğine tüketebiliriz?”

📌iPhone’u icat eden isimlerden Tony Fadell ise şöyle demiş: “Dünyaya ne getirdik böyle diye düşünerek soğuk terler içinde uyanıyorum bazen. İnsanların beyinlerini patlatıp yeniden programlayabilen bir nükleer bombanın yapımına yardımcı olduğu endişesi içindeyim.”

📌Sosyal medya ve diğer sitelerin daha çok para kazanmak için dikkatimizi dağıtmaları gerekiyor.

📌Asıl tartışma şu: Kimin çıkarları için, hangi amaçlarla tasarlanmış, hangi teknolojiden bahsediyoruz?

📌Facebook’ta iki tane zaman akışı hayal edin. Biri sakin ve mutlu hissetmenizi sağlayacak güncellemeler, haberler ve videolarla dolu olsun. Diğeri ise kızgın ve sarsılmış hissetmenizi sağlayacak güncellemeler, haberler ve videolarla. Algoritma bunlardan hangisini seçer? Algoritmanın sakin ya da kızgın olmanız konusunda bir tercihi yok. Derdi bu değil. Tek bir derdi var: Kaydırmaya devam edecek misiniz?

📌Youtube’da algoritmanın sizi seçmesini istiyorsanız videonuzun başlığına: “nefret ediyor, mahvediyor, fırçalıyor, yok ediyor…” gibi sözcükleri koymanız gerekiyormuş.

📌New York Üniversitesinde yapılan bir çalışmaya göre, tweetlerinize eklediğiniz her ahlaki infial sözcüğüyle birlikte retweetlenme oranınız ortalama %20 artıyor. Bu oranı en çok artıran sözcükler ise: saldırı, kötü, suçlamak…

📌PEW Araştırma Merkezine göre Facebook paylaşımlarınızda “bir fikre katılmadığınıza dair içerleme dolu bir mesaj” olduğunda aldığınız beğeni ve paylaşımların sayısı 2 katına çıkıyor.

📌Dolayısıyla sizi ekran başına mıhlamayı öncelik edinen bir algoritma kasten değil ama kaçınılmaz olarak sizde infial ve öfke uyandırmayı öncelik ediniyor.

📌MIT’nin gerçekleştirdiği bir çalışmada Twitter’da gerçek haberlere kıyasla sahte haberlerin 6 kat daha hızlı yayıldığı ortaya çıkmış.

📌Sırf Youtube izlemek insanları radikalleştiriyor diyor Tristan.

📌Bu düzenek birey ve toplum düzeyinde gitmek istediğimiz yerden sistematik olarak saptırıyor bizi. Diyelim ki GPS sisteminiz var ve ilk seferinde gayet iyi çalıştı. Ama ikinci seferde gitmek istediğiniz yerin birkaç sokak uzağına götürdü sizi. Sonrasında da bambaşka bir şehre. Sırf GPS’i finanse eden reklamcılar böyle olsun diye para ödedikleri için. Bir daha onu kullanmazsınız. Oysa sosyal medya tam da böyle çalışıyor. Gitmek istediğimiz bir yer var ve çoğu zaman bizi oraya götürmüyor, yolumuzdan uzaklaştırıyor. Bize enformasyon uzamında değil de fiziksel uzamda rehberlik ediyor olsaydı böyle bir şeyi asla kullanmazdık.


STRES ve TEYAKKUZ

📌İnsanlara dikkatlerinin neden zayıfladığı sorulduğunda, ilk sırada %48 ile stres çıkmıştı. İkinci sırada çocuk sahibi olmak. Üç numaralı sorun uyumakta zorlanmak. %37 ile telefonlar dördüncü sırada seçilmişti.

📌Peki stresin odaklanma üzerinde nasıl bir etkisi var?

📌Ormanda yürürken karşınıza kızgın, size saldırmaya hazır görünen bir boz ayı çıktığını düşünün. O an beyniniz o akşam ne yiyeceğinizi ya da kirayı nasıl ödeyeceğinizi dert etmeyi bırakır. Tamamen tek bir şeye, tehlikeye odaklanacak şekilde daralır. Ayının her hareketini takip etmeye başlarsınız, zihniniz kaçış yollarını taramaya başlar. Teyakkuz haline geçersiniz. Aşırı teyakkuz her köşe başında bir ayı aramak esasen. Dikkatiniz o an olup bitenlere, öğrenmeniz gereken derse, yapmanız gereken işe odaklanmak yerine potansiyel tehlike işaretlerine odaklanıyor. Bu durumdaki insanlar dikkat göstermiyor değiller. Ortamdaki tehlike emarelerine dikkat gösterir haldeler. Odak noktaları bu.

📌Britanya Ulusal İstatistik Kurumu tarafından gerçekleştirilen bir çalışmada, ailesi finansal kriz yaşayan çocuklara dikkat sorunları tanısı koyulma ihtimalinin %50 arttığı ortaya çıkmış. Ailede ciddi bir hastalık görüldüğünde bu rakam %75 oluyormuş. Anne babadan biri mahkemeye çıktığında ise neredeyse %200.

📌Normal bir şekilde dikkat göstermek için kendinizi güvende hissetmelisiniz ilk önce.

📌Her 10 ABD vatandaşından 6’sının kriz anlarında başvurabileceği birikmiş parası 500 dolardan az.

📌Maddi açıdan hayatta kalma endişesi içinde olduğunuzda, çamaşır makinesinin bozulmasından çocuğunuzun ayakkabısını kaybetmesine varıncaya değin her şey o haftayı atlatma beceriniz için tehdit oluşturur hale gelir.

📌Finlandiya’da 2017 yılında bir deney yapılmış. Hükümet herkese her ay garantili ufak bir temel gelir sağlamaya karar vermiş. 25-58 yaşlarında rasgele 2000 vatandaşı seçip onlara şöyle demişler: Önümüzdeki iki yıl boyunca her ay size karşılıksız 560 Euro vereceğiz. Beraberinde neler olup bittiğini takip etmişler. Dikkat ve odaklanma konusunda çok ciddi farklar oluştuğunu söylüyor bilim insanları. Maddi durumunuz konusunda endişe içinde olmak beyninizin büyük kısmını işgal ediyor. Endişelenmeniz gerekmediğinde, başka şeyleri düşünme kapasiteniz artıyor.

📌Kanada sağlık hizmetleri ülkedeki insanların işyerinde nasıl vakit geçirdiklerini incelemeye karar vermiş. 30 binden fazla insanı incelemişler. Çalışma saatleri arttıkça insanlarda dikkat dağınıklığının arttığı, üretkenliğin azaldığı ve bu iş yüklerinin sürdürülebilir olmadığı sonucuna varmışlar.

BESLENME ve KİRLİLİK

📌Araba motoruna şampuan koyarsan arıza yaptığında şaşırmazsın. Oysa Batı dünyasında her gün vücudumuza insan için yakıt olmaktan çok uzak maddeler koyuyoruz. Dikkatin dağılmaması vücudunuzun belli şeyler yapabilmesini gerektiren fiziksel bir süreç Vücudunuzu ihtiyaç duyduğu besinlerden yoksun bırakarak ya da kirletici maddelerle doldurarak bozduğunuzda dikkat beceriniz de bozuluyor.

📌2009 yılında Hollandalı bir grup bilim insanı odaklanmakta zorlandıkları belirlenmiş olan 27 çocuğu iki gruba ayırmışlar. 15’ine eleme diyeti uygulanmış, yani çoğumuzun her gün yediği çerçöpten, koruyucular, katkı maddeleri, sentetik boyalardan uzak durup babaannemle dedemin yemek diyeceği şeylerle beslenmek zorunda kalmışlar. Diğer 12’si ise Batı’nın bildik beslenme düzenine devam etmiş. Ekip ne olduğunu görmek için çocukları birkaç hafta boyunca gözlem altında tutmuş. Koruyucu maddeler ve boyalardan uzak kalan çocukların %70’inin dikkat becerisinin arttığı, ortalama artışın ise %50 gibi muazzam bir rakam olduğu ortaya çıkmış.

📌Sadece dedelerimizin ve ninelerimizin yemek kabul edeceği gıdalardan yememiz gerektiği, süpermarketlerin ön taraftaki sebze meyve reyonu ile arka taraftaki et ve balık reyonundan alışveriş yapmamız gerektiğini söyleyen Michael Pollan’dan alıntı yapıyor Dale. Orta kısımdakiler gıda değil aslında.

📌Ne zaman telefonunuzu elinizden bırakmaya kalksanız perde arkasında yeniden elinize almanız için uğraşıp didinen 1000 tane mühendis varsa, ne zaman işlenmiş gıdaları bırakmaya çalışsanız pes edip geri dönmeniz için uğraşıp didinen bir grup uzman pazarlamacı var.

📌İnsanlık tarihinin neredeyse tamamında nereden geldiğini bildiğimiz taze gıdalar tüketmişiz. Fakat iki kuşak içinde (20. yüzyılın ortalarında) taze gıdadan süpermarketlerde satılan ve tekrar ısıtılmak için önceden pişirilmiş, işlenmiş gıdaya geçiş oldu ve besleyicilik azaldı.

📌Bilim insanlarının araştırmalarına göre, içinde yaşadığımız kültürde diyet yapıp kilo veren insanların %95’i bu kiloları 1 ila 5 yıl içinde geri alıyor. 20 kişiden 19’u demek oluyor bu.

📌İnşa ettiğimiz ortam içinde kilo vermeye çalışmak sizi sürekli aşağı indiren bir yürüyen merdivende yukarı koşmaya çalışmak gibi. Birkaç kişinin kahramanca bir çabayla tepeye ulaşması mümkün ama çoğumuz kendimizi yeniden dipte buluyor, bunun bizim suçumuz olduğunu hissediyoruz.

DEHB

📌Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) tanısı konulan herkesin gerçek bir sorunu var. Uyduruyor ya da numara yapıyor değil bu insanlar. Nedeni ne olursa olsun, siz ya da çocuğunuz odaklanmakta zorlanıyorsanız suç sizde değil. Beceriksiz ya da disiplinsiz değilsiniz, size uygun düşebileceğini düşündüğünüz diğer damgaların da geçerliliği yok. Şefkati ve çözüm için bazı pratik yardım almayı hak ediyorsunuz.

📌”Ahıra koyulmasalardı, erkenden böyle bir psikolojik baskıya maruz bırakılmasalardı bu rahatsızlık gelişmezdi” diyor Psikiyatrist ve Veteriner Nicholas, ahırda kapalı duran, yerinde duramayan ve sürekli tahta kemiren bir at için. Ata ilaç vererek sakinleştirebilmiş. Aynı yöntem çocuklarda da uygulanıyor.

📌Gezmek, koşmak ve otlamak istiyor atlar. İçlerinde taşıdıkları bu doğayı dışa vuramadıklarında davranışları ve odakları kayıyor, tepki göstermeye başlıyorlar.

📌Hayvanın/çocuğun değil sahibinin ihtiyaçlarına uygun bir hayat yaşatılmaya çalışılıyor bazı hayvanlara ve çocuklara. Hayvanın sıkıntısını işitmemiz gerekiyor, bastırmamız değil.

📌Psikiyatristin temelde ilaç yazan biri olduğunu düşünüyor herkes. Ona ilaç otomatı muamelesi yapılıyor.

📌Çok fazla stres bulunan ortamlarda yetiştirilen çocuklarda dikkat sorunları görülme ve DEHB tanısı koyulma ihtimali önemli ölçüde artıyormuş.

📌DEHB konusunda onlarca yıl çalışan Profesör Alan Sroufe: “Başlangıçta inandığım şeylerin hiçbiri doğru çıkmadı. Sonradan tanı koyulan çocukların büyük çoğunluğu DEHB’ye yazgılı doğmamıştı. İçinde bulundukları şartlara yanıt olarak gelişmişti bu sorunlar.

📌Yarattığımız bu zararlı ortamla baş edebilsinler diye ilaç verip yatıştırmalıyız onları demek suç kapsamına giriyor biraz. Hapiste olmakla baş edebilsinler diye mahkumlara yatıştırıcı vermekten ne farkı var bunun?

📌Eski bir metafor vardır… Köylüler bir gün nehirde süzülen bir ceset görüyorlar. Ve doğru olanı yapıyorlar. Cesedi nehirden çıkarıp gömüyorlar. Ertesi gün nehirden iki ceset daha geliyor, doğru olanı yapıp cesetleri gömüyorlar. Bu bir süre böyle devam ediyor ve en sonunda merak etmeye başlıyorlar, nehirdeki bu cesetler nereden geliyor, bunu durdurmak için bir şey mi yapsak acaba? Ve durumu anlamak için nehrin yukarılarına doğru gidiyorlar. DEHB’li çocukları tedavi edebiliriz ama er ya da geç bunun neden olduğunu anlamamız şart. Nehrin yukarılarına doğru gitmemiz gerekiyor.

OYUN ve OKUL

📌Şu an elimizde olan bilimsel kanıtlar çocuk gelişiminde oyunun büyük rol oynadığı 3 temel alan bulunduğuna işaret ediliyor. Bunlardan biri yaratıcılık ve hayal gücü, sorunları düşünüp çözmeyi öğrenmek. İkincisi sosyal bağlar, diğer insanlarla etkileşime girmeyi ve sosyalleşmeyi öğrenmek. Üçüncüsü ise canlılık, neşe ve haz yaşamayı öğrenmek. Oyundan öğrendiğimiz şeyler doğru dürüst bir insan olmanın tali parçaları değil, düpedüz nüvesi.

📌Günümüzde serbest oyun, gözetim altında oynanan oyuna dönüşmüş ve tıpkı işlenmiş gıdalar gibi.

📌Arabayla maça götürülüyorsunuz, size hangi pozisyonda oynayacağınızı, ne zaman topu yakalamanız, ne zaman topa vurmanız gerektiğini, atıştırmalıkları kimin getireceğini söyleyen birileri var. Ve üzüm getiremiyorsunuz, çünkü dörde bölünmeleri gerekiyor ve bu annenizin işi. Çok farklı bir çocukluk bu, çünkü sizi yetişkinliğe hazırlayacak olan o uzlaşma deneyimini yaşayamıyorsunuz. Bunun sonucunda çocuklar, sorun da yaşamıyorlar, oraya kendi başlarına ulaşmanın heyecanını da.

📌Yetişkinler çocuklara ‘Ortam bu. Ben haritasını çıkardım bile. Araştırmayı bırak.’ diyorlar. Çocukluğun tam tersi oysa bu.

📌Öğrenmenin başlıca yolu oyun. Oyun oynarken öğrenmeyi öğreniyorsunuz. Hem enformasyonun değişip durduğu bir dünyada kafanızı niye enformasyonla doldurmak isteyesiniz ki? Uyum sağlayabilen, bağlamı değerlendirebilen, eleştirel düşünebilen beyinler yaratmak istiyor olmalıyız. Tüm bunlar oyun yoluyla gelişiyor. Çok yanlış o yüzden, akıl alır gibi değil.

📌Çocuklar oyun oynarken beklenmedik olanla baş etmeyi sağlayan becerileri öğreniyorlar.

📌Çocukları bu zorluklardan yoksun bıraktığınızda, büyüdüklerinde paniğe kapılıp çoğu şeyle baş edemez oluyorlar. Kendilerini yeterli görmüyorlar, büyüklerinin rehberliği olmadan bir şeyi yapabileceklerine inanmıyorlar.

📌İlgimizi çeken, bizi alıp götüren, heyecanlandıran bir şey söz konusu olduğunda odaklanmayı otomatik olarak öğreniyoruz. Ama günümüzde çocuklar hayatlarının neredeyse tamamını yetişkinlerin söylediklerini yaparak geçiriyorlar.

📌Gününüz sabah 7’den akşam 9’a kadar başka birinin önemli olduğunu düşündüğü şeylerle dolu olduğunda nasıl anlam bulabilirsiniz ki? Sizi harekete geçiren şeyin ne olduğunu bulmak için boş zamanınız olmadığında anlam bulacağınızı sanmıyorum. Anlam bulacak zamanınız olmuyor ki?

📌Çocukların dikkati sürekli başkaları tarafından yönetildiğinde nasıl gelişebilir ki? Onları neyin büyülediğini nasıl öğrenebilirler? Dikkatin gelişmesi için çok önemli olan içsel güdülerini nasıl bulabilirler?

TOPLUMSAL ÇÖZÜMLER

  1. Yasaklama. Teknoloji mühendisleri Tristan ve Aza, çok yaygın hale gelen bir şeyin çok zararlı olduğu anlaşıldıktan sonra yasaklanmasının tarihte pek çok örneği bulunduğunu anlattılar. Kurşunlu boya örneğin. ABD’deki evlerin çoğunda kullanılan bir şeyken çocukların ve yetişkinlerin beyinlerine zarar verdiği, odaklanmalarını zorlaştırdığı anlaşılmıştı. Bunu öğrendiğimizde insanların evlerini boyamalarını yasaklamadık. Boyanın içindeki kurşunu yasakladık sadece.

  2. Abonelik modeli getirilebilir. Facebook kullanmak için hepimizin her ya elli sent ya da bir dolar ödediğini düşünelim. Birdenbire Facebook reklamcılar için çalışmayı, gizli arzu ve tercihlerinizi esas ürün olarak sunmayı bırakacaktır. Sizin için çalışmaya başlayacaktır.

  3. BBC gibi bir özerklik halinde yürüyebilir sosyal medya. Otokrat liderlerin eline geçmeden, kamunun finanse ettiği ve kamu yararını gözeten bir hale dönüştürülebilir.

  4. Daha az bildirim alma. Facebook bildirimlerinizi günde tek bildirim alacağınız şekilde kümelendirmeye yarından itibaren başlayabilir.

  5. Sonsuz kaydırmanın iptali. Sonsuz kaydırma Aza’nın icadı. Ekranın dibine ulaştığınızda otomatik olarak daha fazlasının sonsuza dek yüklenip durması. Bu sistem beyniniz işe karışıp karar verme fırsatı bulamadan itkilerini yakalıyor. Sonsuz kaydırma kapatılabilir.

  6. Öneri motorunun kapatılması. Öneri seçeneği ortaya çıkmadan önce insanlar kaybolup gidiyor, sırada ne izleyeceklerini söyleyecek birini arıyor değillerdi sonuçta.

  7. Sosyalleşme sağlanabilir. Yakında bulunan ve bugün buluşmak istediğini gösteren arkadaşlarınızın listesi diye bir sekme eklenebilir.

  8. Süre kısıtlaması. Facebook hesabı açtığınızda günde veya haftada ne kadar. zaman geçirmek istediğiniz sorulabilir.

  9. Yükleme hızının azaltılması. Amazon’un gerçekleştirdiği testlerde bir sayfanın yükleme hızında meydana gelen 100 milisaniyelik gecikmenin dahi insanların önemli bir kısmının ürün satın almadan siteden ayrılmasına yol açtığı ortaya çıkmış. Beyniniz itkinize yetişip, burada olmak istiyor muyum gerçekten, diye sorma şansına kavuşmuş oluyor böylece.

  10. Düzenli aralıklarla size hayatınızda ne gibi değişiklikler yapmak istediğinizi de sorabilir Facebook. Bir dizi bilimsel kanıta göre, bir şeyleri değiştirmek istiyorsanız yaptığınız şeyi yapan insan gruplarıyla bir araya gelmelisiniz. Şu an için diyor Tristan ve Aza, sosyal medya dikkatinizi yakalayıp en yüksek teklif verene satacak şekilde tasarlanıyor, ama niyetlerinizi anlayıp gerçekleştirmenize yardımcı olacak şekilde tasarlanması da mümkün.

“Dikkati dağılmış bir toplum, önündeki en önemli sorunlara bile odaklanamaz ve çözüm üretemez.”

SONUÇ

Biz yetişkinler bugün çocukların ve gençlerin odaklanmakta ve dikkat göstermekte zorlanır göründüğünü fark ettiğimizde şöyle ifade ediyoruz:

Yeni neslin haline bak! Biz onlardan daha iyiyiz, değil mi ama? Niye bizim gibi olamıyorlar?

Ama öğrendiğim onca şeyden sonra çok farklı düşünüyorum artık. Çocukların ihtiyaçları var ve o ihtiyaçları karşılayacak bir ortam yaratma görevi biz yetişkinlere düşüyor. İçinde bulunduğumuz kültürde bu ihtiyaçları çoğu zaman karşılamıyoruz. Serbestçe oyun oynamalarına izin vermiyoruz, ekranlar yoluyla etkileşime girmek dışında yapacak pek bir şeyin olmadığı evlere kapatıyoruz onları, eğitim sistemimiz de onları köreltiyor ve sıkıyor. Çocukları enerji çöküşleri yaratan, içerdiği uyuşturucu benzeri katkı maddeleriyle hiperaktifleştiren, ihtiyaç duydukları besin maddelerini içermeyen gıdalarla besliyoruz. Beyni bozan kimyasallara maruz bırakıyoruz. Sonuçta dikkat göstermeyi öğrenmekte zorlanmaları onların kusuru değil. Onlar için inşa ettiğimiz dünyanın kusuru.

📌Odaklanma üzerine yıllarca çalıştıktan sonra dikkatin 3 farklı biçimi olduğuna karar verdim:

1- Spot Işığı

Anında, dolaysız eylemlere odaklanmak. Kısa vadeli hedefler için kullanabileceğiniz odaklanma biçimi. Mutfağa gidip kahve yapacağım demek. veya gözlüklerimi bulmak istiyorum gibi anında yapılacak basit eylemler. Spot ışığınız şaştığında ya da arızalandığında bu tür yakın vadeli eylemleri gerçekleştiremiyorsunuz.

2- Yıldız Işığı

Daha uzun vadeli hedefler, projeler için kullanabileceğiniz odaklanma biçimi bu. Bir iş kurmak istiyorum, bir kitap yazmak istiyorum, iyi bir anne/baba olmak istiyorum gibi. Kendinizi kaybolmuş hissettiğinizde yıldızlara bakıp hangi yöne gittiğinizi hatırlıyor olmalısınız. Yıldız ışığınız şaştığında daha uzun vadeli hedefler sizin için gözden kayboluyor. Ne tarafa gittiğinizi unutmaya başlıyorsunuz.

3- Gün Işığı

Uzun vadeli hedeflerinizin neler olduğunu bilmenizi sağlayan odaklanma biçimi bu. Kitap yazmak istediğinizi nereden biliyorsunuz? İş kurmak istediğinizi nereden biliyorsunuz? İyi bir anne/baba olmanın ne demek olduğunu nereden biliyorsunuz? Bunları ancak açık seçik düşünerek anlayabilirsiniz. Dikkatiniz gün ışığını kaybedecek kadar dağıldığında, kim olduğunuzu, ne yapmak istediğinizi, nereye gitmek istediğinizi bile anlayamayabilirsiniz.

YAZARIN DİKKAT İÇİN UYGULADIĞI YÖNTEMLER

  1. Bir işten diğerine daha az geçiş yapmak için ön-taahhüt yöntemini kullandım. kSafe adlı büyük plastik kasalardan aldım. Telefonunuzu içine koyup kapağını kapatıyor, tepesindeki kadranı 15 dakikadan 2 haftaya kadar istediğiniz süreye ayarlıyorsunuz ve telefonunuz o süre boyunca kilit altında kalıyor.

  2. Dikkat dağınıklığı hissime yanıt verme şeklimi değiştirdim. Kendime “tembelsin, yeterince iyi değilsin, neyin var senin böyle?” diye kızardım eskiden. Akış haline girmek, zihninin derinlemesine odaklanma becerisine erişmek için ne yapabilirsin şu an diye soruyorum. Bana anlamlı gelen ne yapabilirim şu an? Becerilerimin sınırında ne var? Nasıl bu ölçütlere uyan bir şey yapabilirim?

  3. Yılın 6 ayında sosyal medyadan tamamen uzak duruyorum. Buna sadık kalmak için uzak duracağım zamanı önceden ilan ediyorum.

  4. Zihnimin gezinmesine izin vermemin dikkati dağıtan bir şey değil, kendi başına hayati bir dikkat biçimi olduğunu fark ettim. 1 saat yürüyorum ve düşüncelerimin süzülüp beklenmedik bağlantılar kurmasına izin veriyorum.

  5. Eskiden uykuyu bir lüks ve düşman olarak görürdüm. Şimdi her gece 8 saat uyumak konusunda hiç taviz vermiyorum. Yatağa yatmadan 2 saat önce ekranlara bakmayı bırakıyorum.

  6. Eskiden çocukların hayatlarına fazlasıyla dahil olurdum. Şimdi ise serbest bırakıyorum, ne kadar oynarlarsa başlarına dikilmeden bırakıyorum.

Uzun süre dikkat becerimize hiç özen göstermedik, en kuru iklimde bile büyüyecek bir kaktüs muamelesi yaptık. Şimdiyse daha ziyade bir orkide olduğunu, büyük özen gösterilmediği takdirde kuruyup gidecek bir bitki gibi olduğunu biliyoruz.

Gözetim kapitalizmini yasaklayalım. Haftada 4 gün çalışmaya geçelim. Çocukluğu mahallelerde serbest oyun etrafında yeniden inşa edelim. Bunları yaptığımızda insanların dikkat becerisi zaman içinde çarpıcı bir artış gösterecek.

#dikkat #odaklanma #çalınandikkat #johannhari #nedenodaklanamıyoruz #nasılodaklanabiliriz #psikoloji #dehb #kitap #uyku #beslenme #kitap #teknoloji #sosyalmedya #linkedin #facebook #twitter #instagram #bağımlılık #okul #oyun

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir