SEVDİĞİNİZ İŞİ YAPMAK – 2. BÖLÜM

Disiplin

Yolumuzu şaşırtan bu denli güçlü etkenler varken, hangi konuda çalışacağımızı keşfetmenin bize bunca zor gelmesi hiç de şaşırtıcı değil. Daha çocukken işin sıkıntı demek olduğunu kabullendiklerinden ötürü çoğu kişinin hayatı kararıyor. Bundan kaçınabilen kişilerin neredeyse tümü prestij veya paranın cazibesiyle çıkmaza giriyor. Sevdiği işi kaç kişi keşfedebiliyor? Milyarlarca insan içinden birkaç yüz bin kişi belki.

Sevdiğiniz işi bulmak güç. Az sayıda kişi bunu yapabildiğine göre zor olsa gerek. Dolayısıyla bu kısmı azımsamayın. Aslında memnun olmadığınızı kendinize itiraf edebiliyorsanız inkar içindeki diğerlerine kıyasla bir adım öndesiniz demektir. Sizin hoş bulmadığınız işlerden hoşlandığını iddia eden iş arkadaşlarınız varsa onlar da kendilerini kandırıyor olabilirler. Her zaman öyle olmak zorunda değil; ancak bu da bir olasılık.

Muhteşem işler yapmak insanların düşündüğü kadar disiplin gerektirmiyor olsa da (zira muhteşem işler yapmanın yolu, kendinizi zorlayarak çalışmanızı gerektirmeyecek kadar çok sevdiğiniz uğraşlar bulmaktır), sevdiğiniz işe kavuşmak genellikle disiplin gerektirir. Bazı insanlar ne yapacaklarını 12 yaşındayken bilecek kadar şanslı olabiliyor ve adeta tren rayları üzerinden süzülüyormuşçasına yollarına öylece devam edebiliyorlar. Ancak böyle durumlar istisna gibi gözüküyor. Muhteşem işler başarmış kişilerin kariyerleri pinpon topu gibi bir seyir izliyor genellikle. A konusunda eğitime başlıyor, bırakıyor, B konusunda işe giriyor ve sonra da C konusunda ün kazanıyorlar.

Bir işten bir diğerine atlamak bazen enerji, bazense tembelliğe işarettir. Bırakıyor musunuz yoksa cesaretle yeni bir yol mu açıyorsunuz? Bunu kendi başınıza kestiremezsiniz genellikle. Muhteşem şeyler yapan pek çok kişi, kendi alanlarını buluncaya dek hayal kırıklığı gibi görülmüştü.

Kendinize karşı dürüst kalmak adına yararlanabileceğiniz bir test var mı? İnsan sevmiyor olsa bile yaptığı her şeyde iyi iş çıkarmak için gayret etmeli. O zaman memnuniyetsizliğinizi tembellik için mazeret olarak kullanmıyor olduğunuzu bilirsiniz en azından. Belki daha da önemlisi, iyi iş çıkarmak gibi bir alışkanlık edinirsiniz.

Yararlanabileceğiniz bir diğer test de şu: Farz edelim aslen romancı olmak istediğiniz için çok ciddiye almadığınız bir işte çalışıyorsunuz. Üretiyor musunuz peki? Kötü bile olsa kurmaca yazılar yazıyor musunuz? Ürettiğiniz sürece, bir gün görkemli bir roman yazacağınıza dair belirsiz bir fikre bir uyuşturucu gibi sarılmazsınız. Gerçekten de kaleme aldığınız ve kusurları aşikar yazılar, o belirsiz tasavvura bir set çekecektir.

“Daima üretmek”, sevdiğiniz işi bulmanızı sağlayacak bir keşif egzersizidir de aynı zamanda. Kendinizi böyle bir ilkeyle sınırlamak sizi uğraşmanız gerektiğini sandığınız şeylerden uzaklaştırıp gerçekten sevdiğiniz şeylere yöneltecektir otomatik olarak. “Daima üretmek” yoluyla, tıpkı bir su damlasının yerçekiminin de yardımıyla çatınızdaki deliğe ulaşıp oradan aşağı akması gibi bir doğallıkla hayatınızın işini keşfedebilirsiniz.

Ne konuda çalışmak istediğinizi bulmak, o işi yapabileceğiniz anlamına gelmiyor elbette. O ayrı bir soru. Ve ikisini birbirinden ayrı tutmaya kararlıysanız, isteklerinize dair fikirlerinizin mümkün seçeneklerle bulanmaması için bilinçli bir çaba sarf etmeniz gerekir.

Bunları ayrı tutmak sancılı olur; zira aralarındaki mesafeyi görmek sancılıdır. Dolayısıyla çoğu kişi beklentilerini daha baştan düşürür. Örneğin sokaktaki insanlara Leonardo gibi çizebilirler mi diye rastgele sorsanız, çoğu “Ben resim yapamam ki” diye yanıt verebilir. Bu bir gerçekten ziyade bir niyet ifadesidir. Denemeyeceklerini ifade etmektedirler bu şekilde. Oysa aslında sokaktan rastgele birini seçseniz ve yirmi yıl boyunca var gücüyle resim yapmasını sağlasanız şaşırtıcı derecede ilerleme görebilirsiniz. Ancak bu muazzam bir manevi çaba gerektirecektir. Yıllar boyu her gün başarısızlıkla yüzleşebilmek demektir bu. Dolayısıyla insanlar “yapamam” diyerek kendilerini korurlar.

Sıkça duyulan benzer bir diğer ifade de, herkesin sevdiği işi yapamayacağı ve birilerinin de nahoş işler yapmak durumunda kalacağıdır. Gerçekten öyle mi? Nasıl olur bu? İnsanlar para ve prestij yoluyla tatsız işler yapmaya sevk edilirler ancak. Buna rağmen yine de yapılmayacak işler varsa toplumun onlarsız yola devam etmesi gerek gibi gözüküyor. Evlerde çalışan hizmetliler konusunda böyle olmuştu. Binlerce yıl boyunca “birilerinin yapması gereken iş”in standart örneğiydi bu kadrolar. Yirminci yüzyıl ortasında zengin ülkelerdeki evlerin hizmetli sayıları gitgide azaldı, varlıklı kesim de yaşama öyle devam etmek durumunda kaldı.

Yani, birilerinin mecburen yapması gereken işler bulunuyor olsa bile, belirli bir işe dair olarak bunu söyleyen bir kişinin yanılıyor olması da epey mümkün. Sevimsiz işler otomasyonla halledilir olur zamanla ya da onları yapmaya talip kimse kalmadıkça ortadan kalkar.

İki Yol

Ancak “herkes sevdiği işi yapamaz” sözünün hayli geçerli bir anlamı daha var. Geçinmemiz gerekiyor ve sevdiğiniz işi yaparak para kazanmak zor. Buna ulaşmanın iki yolu var:

Organik yol: iş hayatında ilerleyip yükseldikçe işinizin sevmediğiniz kısımlarına karşılık sevdiğiniz kısımları artabilir gitgide.

Çift iş yolu: sevdiğiniz işleri yapabilmek adına para kazanmak için sevmediğiniz işlerde çalışmak.

Organik yol daha yaygındır. İyi iş çıkaran herkes bunu doğal olarak tecrübe edecektir. Genç bir mimar başta bulabildiği işe girmek durumundadır; ama iyi iş çıkarırsa, çalışmak istediği projeyi seçebilir bir konuma gelir zamanla. Bu yolun dezavantajı yavaş ve belirsiz olmasıdır. Pozisyon sahibi olmak bile gerçekten özgürlük sağlamaz.

Çift iş yolunun, para kazanmak için ne kadar süre çalışacağınıza bağlı farklı versiyonları oluyor. Bir versiyonda bir “günlük işiniz” olur. Mesai saatlerinde çalışıp para kazanır, boş zamanlarınızda da sevdiğiniz şeyi yaparsınız. Öbür versiyonda ise bir daha para kazanmanızı gerektirmeyecek kadar süre bir işte çalışırsınız.

Çift iş, organik yoldan daha nadirdir; çünkü incelikli bir seçim gerektirmektedir. Ayrıca daha tehlikelidir. Yaşam ilerledikçe masraflar artar. Dolayısıyla geçiminizi sağlamak için yaptığınız işe umduğunuzdan daha uzun zaman ayırmak çıkmazına düşebilirsiniz kolaylıkla. Daha beteri, üzerinde çalıştığınız şey sizi değiştirebilir. Meşakkatli konularla uğraşmak beyninizi de zorlar. En iyi gelir getiren işlerse en tehlikeli olanlardır; zira tüm dikkatinizi ister.

Çift işin avantajı, engelleri aşabilmenize olanak sağlamasıdır. İş yelpazesi engelsiz bir alan değildir; farklı iş türleri arasında farklı yüksekliklerde setler bulunur. [6] İşinizin sevdiğiniz kısımlarını azami seviyeye çekerek, mimarlıktan (belki müziğe değilse de) ürün tasarımına geçebilirsiniz. Önce bir işten para kazanıp sonra diğer işe geçmek daha fazla seçme özgürlüğü getirir.

Hangi yoldan gitmelisiniz? Bu, isteklerinizden ne kadar emin olduğunuza, talimatları izleme konusundaki performansınıza, risklere ne kadar dayanabileceğinize ve istediğiniz şeyi yaparak (yaşadığınız süre zarfında) para kazanabilme ihtimalinize bağlı. Genel olarak çalışmak istediğiniz alanı biliyorsanız ve o size gelir getirebilecek bir şeyse organik yolu seçmelisiniz muhtemelen. Fakat ne üzerine çalışmak istediğinizi bilmiyorsanız ve risk alabilirseniz çift iş seçeneğine başvurabilirsiniz.

Çok erken karar vermeyin. Ne yapmak istediğini erkenden bilen çocuklar etkileyici gözükür. Bazı matematik sorularını arkadaşlarından önce çözmüş gibidirler adeta. Bir yanıt bulmuşlar elbette; ancak bunun yanlış olması olasıdır.

Epey başarılı bir doktor olan bir arkadaşım sürekli işinden yakınıyor. Tıp fakültesine girmek isteyen kişiler kendisine danıştığında onları sarsıp “Yapmayın!” demek istiyor (ama asla öyle yapmıyor). Bu noktaya nasıl geldi? Daha lise yıllarında doktor olmak istediğine karar vermişti. Kendisi hırslı ve kararlı biri olduğundan önüne çıkan engelleri (ne yazık ki hoşnutsuzluğu da dahil) aşabilmişti. Dolayısıyla bir lise öğrencisinin vaktiyle seçmiş olduğu hayatı yaşıyor şimdi.

Gençken, bir seçim yapmadan önce gereken miktarda bilgiye sahip olacağımız hissi geçer bize. Oysa iş konusunda durum böyle olmaz kesinlikle. Ne yapacağınıza karar verirken gülünç derecede eksik bilgiyle hareket etmeniz gerekir. Üniversitede bile farklı işlerle ilgili pek az fikir edinebilirsiniz. En iyi ihtimalle birkaç staj yaparsınız ve bu stajlar da beysbolda malzemeleri taşıyan çocuğun oyunla ilgili öğrendiğinden fazlasını öğretmez size.

Başka şeyleri tasarlarken olduğu gibi hayatta da esnek vasıtalar kullanırsanız daha iyi sonuçlar alırsınız. Yani ne yapmak istediğinize epey emin değilseniz organik yola da çift işli bir kariyere de evrilebilecek türde bir iş seçmek en iyi yol olabilir. Benim bilgisayarlarla uğraşmayı seçmemin bir nedeni de buydu muhtemelen. Böylece eğitim vermek, çok gelir elde etmek ya da başka pek çok işe ayak uydurmak mümkündü.

Farklı pek çok şey yapmanıza olanak sağlayan bir iş aramak da akıllıca olur. Böylece farklı tür çalışmalara dair hızla bilgi edinebilirsiniz. Buna karşılık, çift iş seçeneğinin uç versiyonu tehlikelidir. Çünkü ne sevdiğinize dair çok az şey öğrenirsiniz öyle. Yeterince birikiminiz olduğunda işi bırakıp roman yazmak adına tahvil alım satım uzmanı olarak on yıl boyunca uğraşıp didindiniz diyelim. Sonra işi bıraktığınızda roman yazmayı aslında sevmediğinizi fark ederseniz ne olur?

Çoğu kişi bu problemle uğraşabileceğini söyleyecektir. Bana bir milyon dolar verin ben ne yapacağımı bulurum, diyebilirler. Oysa durum gözüktüğünden daha zordur. Kısıtlamalar hayatı şekillendirir. Onlar kalktığında çoğu insanın ne yapacağına dair fikri olmadığı açığa çıkabilir: Piyango kazanan veya eline miras geçen kişileri düşünün. Herkes finansal güvence istediğini düşünür, oysa en mutlu kişiler öyleleri değil, yaptığı işi seven kişilerdir. Dolayısıyla vadettiği özgürlükle ne yapılacağı bilinmeyen bir plan, sanıldığı kadar iyi olmayabilir.

Hangi yolu seçerseniz seçin mücadeleye hazırlıklı olun. Ne konuda çalışacağınızı bulmak hayli zordur. Çoğu insan bunu bulamaz. Bu konuda başarılı olsanız bile otuzlu kırklı yaşlara dek istediğiniz işte serbestçe çalışmak pek mümkün olmaz. Ama varmak istediğiniz yeri görebiliyorsanız oraya varma ihtimaliniz de daha yüksek olur. Çalışmaktan hoşlanacağınızı biliyorsanız ve sevdiğiniz iş de aklınızdaysa hedefe neredeyse varmışsınız demektir.

Notlar

[5] Donald Hall, şairliğe özenen gençlerin yayın yapmayı kafaya bu kadar takarak yanıldıklarını söylüyor. Ancak şiirini The New Yorker’da yayımlamanın 24 yaşında biri için ne demek olacağını hayal edebilirsiniz. Bu sayede partilerde tanıştığı kişilere kendisinin gerçek bir şair olduğunu söyleyebilecektir. Aslında önceki haline kıyasla daha iyi veya daha kötü bir durumda değildir. Ancak bir otoriteden onay almış olması olaya yabancı kişiler açısından büyük fark yaratır. Yani bu, Hall’un düşündüğünden daha zor bir problem. Gençlerin prestije bu kadar önem vermesinin nedeni, etkilemek istedikleri kişilerin çok iyi değerlendirme yapamıyor olması.

[6] Daha isabetli bir ifade kullanacak olursak, işler birbirine bağlı bir grafik arz etmezler.

Paul Graham’ın Ocak 2006’da yayımlanmış yazısından bir parça kısaltılarak ve özetlenerek çevrilmiştir. 

Yazının orijinal linki: http://www.paulgraham.com/love.html