Yarının Eğitimi ve Güney Kore

Güney Kore, 1953 yılında bir savaştan çıktı ve bugün dünyanın 11’inci büyük ekonomisi durumunda. Çin de büyük bir ekonomi, Brezilya da büyük bir ekonomi ama Güney Kore’yi onlardan ayıran bir şeyler var.

Sadece ekonomik olarak büyük ülke olmamışlar, eğitimi, teknolojiyi, üretimi, demokrasiyi, adaleti, bilimi, sanatı vb birçok alanı belirli bir seviyeye getirmişler. Peki ne yapmışlar da bunu başarmışlar?

Eğitime ve insana çok büyük yatırım yapmışlar. Ama bu eğitim, sadece bizim ülkemizde konuşulan “okul eğitimi”, “diploma eğitimi” değil; hayat boyu eğitim, beşikten mezara kadar olan eğitim.

Eğitim denilince bizim aklımıza hemen okullar, binalar, derslikler, müfredatlar geliyor. Ve hep bu kısma yatırım yaparak çözeceğimizi zannediyoruz ama yıllardır bir arpa boyu yol alamıyoruz.

Eğitimi sadece “okul eğitimi” zannedersek daha çok insan israf edeceğiz gibi duruyor. Teoriyle pratiğin uyuşmadığı, okuldaki öğretilenlerin hayatta karşılığının olmadığı bir yol izlersek daha çok yolumuz var demektir.

Mesela okulda “kırmızı ışıkta durulur” öğretiliyor ama sokağa çıkan öğrenci kırmızı ışıkta birçok kişinin geçtiğini görüyor. Ve bu kırmızı ışıkta geçenlerin hepsi de o okul sıralarından geçti.

Etrafı temiz tutmayı okulda öğreniyor ama sokaklara çıktığında etrafı pis görüyor ve üstelik sokakları pisletenler de okul sıralarındayken etrafı temiz tutma dersini alanlardan…

Daha fazla örnek verilebilir ama asıl konuya tekrar döneyim. Biz eğitimi sadece okul sıralarından ibaret gördüğümüz için hiçbir ilerleme kaydedemiyoruz.

Güney Kore ise eğitime yatırım yaparken tüm vatandaşları işin içine katan, teoriyle pratiğin uyuştuğu bir kalkınma modeli izliyor. Okul öncesinden; ebeveyn eğitimine, toplum öğretilerinden; değerler eğitimine, okul döneminden; mezun olduktan sonraki iş hayatına kadar her yönüyle bir seferberlik ilan etmişler. Daha doğrusu çözümün bilinçli vatandaşlar yetiştirmekten, bilinçli ebeveyn yetiştirmekten geçtiğini anlamışlar ve aynı ideale doğru ülkece koşmuşlar, koşuyorlar. Bir ülkeyi büyük yapan da bu olsa gerek.

Medeniyet, ilim ve bilim hayattaki her bir ayrıntıyı düşünerek her birine özel çalışma yapmakla oluyor. “Başarılı insan”, “sınavlarda başarı kaydetmiş insan” yetiştirebiliriz ama iyi insan yetiştiremediysek bir noktadan sonra ilerleme duruyor. İyi insan ve başarılı insanı bir potada eritmemiz gerekiyor. Bizim en büyük buhranımız da bu olsa gerek; ya başarılı insan yetiştiriyoruz ya da iyi insan. Yahutta ikisini de yetiştiremiyoruz. Hem iyi insan hem de başarılı insan sayımız çok az ve bu da bir ülkenin lokomotifi olmaya yetmiyor.

Peki niye girdim şimdi bu “başarılı insan” ile “iyi insan” kavramına. Gelin Kore’den ve ülkemizden örnekleri inceleyelim:

Geçtiğimiz yıl bir gezi amacıyla Güney Kore’ye gitmiştik. Çat kapı bir üniversiteye 2 kişi girdik ve “Eğitim Fakültesinden yetkililerle görüşmek istiyoruz.” dedik. Bizi fakülteye aldılar, “siz gezin biz size ulaşacağız” dediler. Biz biraz gezdikten sonra bir Profesör ve yanındaki ekibi yanımıza geldi. Tanışmak isteyip “nasıl yardımcı olabiliriz” diye sordular. Biz de kendimizi tanıtıp fakülteye dair bilgi almak istediğimizi ilettik. Bizi gezdirdiler, eğitime ve Kore’ye dair bilgi aktardılar ve sonra dış kapıya kadar uğurladılar.

Hiç tanımadıkları 2 tane genç öğrenciyi ağırladılar, özenle anlatıp gezdirdikten sonra da kapıya kadar uğurladılar. Bu, bence eğitimin iyi insan yetiştirmesine bir örnek. Şimdi içinizden “ne varki bunda, biz de aynısını yaparız” dediğinizi duyar gibiyim. Yapmıyoruz işte, keşke yapsak.

İşte size geçen hafta yaşanmış örneği, varın siz karar verin başarılı ve iyi insan durumuna.

Geçtiğimiz hafta Yarının Eğitimi Zirvesi kapsamında Güney Kore’li misafirlerimiz gelmişti İstanbul’a. Biz de organizatör olarak bazı kurumları gezdirelim onlara dedik. Yaklaşık bir ay öncesinden Türkiye’nin en köklü üniversitesinin rektörlüğünü aradık randevu almak için. “Güney Kore eski Başbakan Yardımcısı ve eğitime dair söz sahibi bir heyetle üniversitenizi gezmek ve rektörlüğü ziyaret etmek istiyoruz” diye. Yaklaşık 3 hafta cevap alamadık. Sürekli yazışıp aradığımız halde olumlu veya olumsuz cevap alamadık. Son gün, “Rektör ve yardımcıları çok yoğun ama size Halkla İlişkilerden bir kişi yardımcı olacak” dediler. Biz de üniversiteye gittiğimizde rektörlüğün alt katını gezebildik ama rektör ve yardımcıları aşırı yoğun oldukları için 5 dakika odalarına çıkamadık. Yoğun çalışmalarından dolayı kolaylıklar diliyorum bir kez daha buradan, umarım üniversiteyi ilk 100 üniversite arasına sokmak içindir bu yoğunlukları… (Bir başka en köklü üniversiteden de halen cevap alamadık, belki birkaç ay sonra olumsuz dönüş yaparlar.)

Sonra İstanbul’un en eski ve köklü liselerini gezdirelim dedik. Onlarla da yaklaşık bir ay öncesinden yazıştık aradık ama net dönüş alamadık. Bir tanıdık aracılığıyla müdürlerin numarasını alıp özelden aramasak buralar da bize randevu vermeyecekti. Önce bir liseyi gezdirdik, müdür bey sağolsun karşıladı ve okulu tanıttı, gezdirdi.

Sonra diğer liseye geçelim dedik. Liseye vardığımızda erkenden müdür beyin odasına girip “misafirlerimiz geldi” diye haber verdik ki, gelip kapıda karşılamak isterse bilgisi olsun. Müdür bey odasından çıkmadı tabii. Misafirlerle odaya girdik. Herkes oturdu bir yerlere ve müdür bey de koltuğuna. Kore Başbakan Yardımcısı kartvizitini uzatmak için ayağa kalktı ve müdür beyin masasına doğru uzattı iki eliyle. Müdür bey ne yaptı sizce? Yerinden kalkmak şöyle dursun tek eliyle kartı alıp masaya bıraktı. Sonra diğer Koreli misafirler masanın yanına giderek ayakta ve çift eliyle kartvizit uzatırken, müdür bey sağolsun hepsini kabul etti ve kartları aldı en azından. Sonra binayı gezdirmek için hizmetliyi çağırdı ve “sen okulu gezdir” dedi. Hizmetli ile kütüphane ve birkaç sınıf gezdik ve dış kapıya yöneldik çıkmak için. Müdür bey sağolsun yine odasından hiç çıkmadı ve biz de selam vermeden çıktık okuldan.

Şimdi derdimi anlatabildim mi bilmiyorum ama bu müdürler de, rektör ve yardımcıları da başarılı insanlar. Ama aylar öncesinden bile randevu isteyerek ulaşamıyoruz. Birileri yukarıdan arasaydı belki farklı davranılacaktı. Bu mudur bizim misafirperverliğimiz? Bu mudur başarılı insanların davranış şekli? Kimse kusura bakmasın insan yetiştiremediysek, hele hele nezaket sahibi nitelikli insan yetiştiremediysek çok da ilerleme kaydedemeyiz. Ve bu insanlarla büyük bir ekonomi ve büyük bir medeniyetten söz E-DE-ME-YİZ…

Eğitim böyle bir şey bence. Canlı cansız her şeye sirayet etmesi düşüncenin, bilginin, erdemin, nezaketin…

Sadece teknoloji aletlerini üretmekle, sadece otomobil üretmekle büyük olunmadığını birkaç örnekle açıklayabilirim.

Kore’de Samsung’un bir ofisine gitmiştik. Üst katlarda telefon tanıtımı ve reklamı yapılırken alt katlarda yaşlı insanlara ücretsiz şekilde akıllı telefonların kullanımına dair uygulamalı dersler veriliyordu. Telefonu yaşlılara satmak için onlara eğitim veriyorlar diyebilirsiniz ama toplum her kesimiyle eğitilir ve dışlanmazsa o toplum kalkınır, kalkınıyor.

Bir şehir kütüphanesine gitmiştik ve kütüphanenin bir köşesinde çocuklara, bebeklere özel masalar, kitaplıklar düzenlemişler. Anne ve çocukları o köşede kitaplar okuyor ve oynuyor. Bir diğer köşede yaşlılara özel yer yapılmış, onlar da kitaplarla haşır neşir oluyor. Yani her yaptığın işte, her kesimdeki insanı düşünerek iş yapıyorsan; toplumun her kesimine “burada sana da yer var” diyorsan, o kişiler de, kendilerine ayrılan yerde “ben de bir şeyler yapmalıyım” diyerek üretiyor, gelişiyor, geliştiriyor.

Hyundai MotorStudio’ya gittiğimizde bir motor ve araba üretiminden çok bir otomobil kültürü ile karşılaştık. Muhteşem bir ambiyansıyla aslında sadece bir araç üretmediklerini, doğaya, insana, güvenliğe, kültüre ve sanata ne kadar önem verdiklerini görmüş olduk. Bir araç üretim aşamalarından çok bir araç sanatıyla karşı karşıya kaldık. Sadece yapmış olmak için yapmamak.

Eğitim budur bence. Sokak, kütüphane, müze, şirketler, binalar, yollar ve daha birçok yerde sürekli öğrenmek ve sürekli geliştirmek. Pratiğin, sokağa çıktığınızda teoriye dönüşmesi ve çelişmemesi.

Bence eskiden medeniyetler kuran devletler de bu şekilde yapmıştı, bugün dünyaya örnek olabilen ülkeler de bunu yapıyor.

Eğitimin yarınlarını, yarının eğitimini konuşacaksak; teknolojiye, bilime, üniversiteye, ekonomiye önem vereceğiz ama insana, sanata, kültüre, nezakete de önem vereceğiz.

Yarının Eğitimi Zirvesinden de birkaç cümle bahsedeyim. Kore eğitimini ele almak amacıyla düzenlediğimiz zirveye 9 kişilik Kore Heyeti teşrif ettiler. Kore’nin kalkınmasında eğitimin rolünü aktardılar. İstanbul’a gelen eski Başbakan Yardımcısı ve şuanki Gyeonggi Bölgesinin Eğitim Müdürü olan Lee Jae Joung eğitime dair Rüya Okullarından bahsetti. “Çocukların kendi hayallerini, kendi sistemlerini belirleyebilecekleri bir sistem tasarladık. Kendi çabalarıyla kendi programlarını belirleyebilecekleri Rüya Okulları oluşturduk ve köy eğitimi de okulun dışında gelişti. Müfredat yok, öğretmen yok, ders kitabı yok. Sadece yardımcılar, asistanlar var öğrencilere eşlik eden… Böylelikle öğrenciler hayallerini gerçekleştirebiliyor. Bunları kendi başlarına yapabiliyorlar ve hayalleri gerçek oluyor.”

Güney Kore eğitimine dair daha fazla bilgiye yarininegitimizirvesi.com adresinden ulaşabilirsiniz.

Daha iyisini bizler yapabiliriz diyerek yazıma son veriyorum. Elimizden gelenin en iyisini yapmak dileğiyle…

Cemal Alçık – Bilim Elçileri Derneği YK Başkanı

Kaynak: Hürriyet

*Bu yazı 17 Aralık 2018 günü Hürriyet gazetesinde yayınlanmıştır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir